Block title
Block content

"Her bir latifenin kendine has ubudiyetleri bulunuyor." cümlesine göre; akıl, ruh, kalb, sır ve hayalin ibadet ve vazifeleri nelerdir, biz bu latifelerin ibadetlerini yapıp yapmadıklarını nasıl anlarız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, Kur'an-ı Kerim’in tabiri ile ahsen-i takvim (en güzel kıvam) suretinde yaratılmış kainatın halifesidir. Fıtratındaki genişlik ve donanım sayesinde Allah’a muhatap bir varlıktır. Yani insan her bir maddi ve manevi aza ve duyguları ile Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tanıyıp bilecek bir mahiyete sahiptir. Bu noktadan bakıldığında insan kainat kadar geniş ve donanımlıdır.

Her bir azası ve latifesi bir aleme açılan pencere gibidir. Mesele göz penceresi ile insan renkler alemini seyreder. Kulak penceresi sayesinde sesler alemini dinler. Burun sayesinde kokular alemini seyreder. Dokunma hissi ile maddi alemi hisseder. Dildeki tatma duyusu ile tatlar alemine açılır ve hakeza. Daha bunun gibi binlerce duygu ve his sayesinde insan bütün kainat ve içindeki dürülü alemleri bilir ve o alemlere misafir olur.

 Ve insandaki her bir aza ve duyguların kendine mahsus bir terakki ve kemali vardır.

Mesela, gözün kemalatı ve terakki etmesi, Allah’ın kainattaki sanatlarını teftiş ederek akla ve kalbe aktarmaktır. Kulağın kemali, helal sesleri işitmek ve orada tecelli eden isimlerin manalarını akla ve kalbe aktarmaktır. Aklın kemalatı, Allah’ın kainatta sergilediği manaları okumak ve tefekkür etmektir. Kalbin terakki ve kemali, muhabbetullahtır ve hakeza.

İşte insanın sahip olduğu bütün bu cihaz ve latifelerin kemalat kazanıp tekemmül etmesi, insandaki iman ve ibadet anlayışı iledir.

Şayet bu duygu ve azaların gerçek veriliş amacı olan iman ve ibadetten yüzlerini günah ve gaflete çevirirsek, o zaman bu duygular dünyanın adi ve süfli işlerinden meccanen heba olup gider. Yani asıl maksadının dışında kullanılmış olur ki, bu o duygu ve azalar için tam bir zulümdür.

İşte insan bu geniş fıtrat ve mahiyeti sayesinde Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını anlayıp idrak edecek külli bir nazara sahiptir. Bu geniş mahiyetinden ve külli nazarından dolayı insan Allah’a hakiki bir kul, cami bir muhataptır. Sair mahlukatta bu genişlik ve donanım yoktur.

İnsanın yukarıda ifade edilen özellikleri, ancak iman ve ibadet ile manasına ve hakikatine ulaşır. Ve o cami ve külli nazar, ancak iman sayesinde elde edebilir. Yoksa insan iman ve ibadeti terk etse, mahlukat içinde en zavallı en hakir en değersiz bir duruma düşer.

Allah insana kainata halife olacak mahiyeti verdiği gibi kainatın en zelil ve en adi konumuna düşecek mahiyeti de vermiştir. Ya iman ve ibadet ile kainata halife ol, ya da inkar ve isyan ile mahlukatın en zelil ve hakiri ol, diyerek tercihi insana bırakmıştır.

İnsan mahlukat içinde nihayetsiz terakki ile tedenni arasında muhayyer olan tek varlıktır.

Bu duygu ve cihazların o kastedilen ibadetleri yapıp yapmasını şeriat denetler, yani insan bu duygularını helal yollarda sarf ederse vazifesini yapıyor, haram yollarda sarf ediyorsa yapmıyor demektir. Bunu da herkes kendi takdir edebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...