Block title
Block content

"Her bir mâbed bir muallim olmuş, tab’ıyla tabâyie ders verir. Her maâlim dahi birer üstad olmuştur; onun lisan-ı hâli eder telkin-i dinî; hatasız, hem bînisyan." Böyle bir dersi mabedlerden ne kadar insan alabilir ki?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Her bir mâbed bir muallim olmuş, tab’ıyla tabâyie ders verir. Her maâlim dahi birer üstad olmuştur; onun lisan-ı hâli eder telkin-i dinî; hatasız, hem bînisyan."

"Her bir şeâir bir hoca-i dânâdır; ruh-u İslâmı daim enzâra ders veriyor. Mürur-u a’sâr ile sebeb-i istimrar-ı zaman."(1)

Bu bahis Risale-i Nur'un özeti hükmünde olan Lemeat isimli eserde geçmektedir. Kur'anın hayata geçmiş ve yapılarda tecessüm etmiş halinin kendi kendini himaye edişini anlatan bahiste geçmektedir.

Bu dersten maksat, dini terimlerin özet anlamını ihtar ve ikaz etmek anlamına geliyor. Yoksa "her bir mabede bakan yüksek derecede alim olur" denilmiyor. İslam dini İslam toplumlarının hayatına öyle bir yerleşmiş ki, her yere ve her şeye âdeta özünü ve izini nakşetmiş.

İslam mimariye, ekonomiye, sosyal hayata, askeriyeye vs... öyle bir sirayet edip nüfuz etmiş ki, din düşmanlarının İslam’ı kaldırabilmesi için bütün bu izleri silip yok etmesi gerekiyor. Tabiri yerinde ise, Müslüman toplumu ile İslam dini et ile tırnak gibi olmuş.

"Her bir şeâir bir hoca-i dânâdır; ruh-u İslâmı daim enzâra ders veriyor." cümlesi ise, şeair dediğimiz dini alametlerimizin ümmeti nasıl diri ve uyanık tuttuğunu ifade etmektedir.

Özellikle tevhit, tesbih, tekbir, tahmid gibi dört ana kavramı mezar taşlarından tutun ta camilere, medreselere, çeşmelere hanlara varana kadar her şey ders verip hatırlatıyor. Hayret ettiğimizde sübhanallah, ürperip koktuğumuz da Allahu ekber, sevinip şükrettiğimizde elhamdulüllah deriz. Yani İslam’ın özünü teşkil eden bu tarz terimler, hayatımızın her alanına her sahasına her yerine nakşolmuş.

"Ben İslam’ın bu tarz ana kavramlarını anlamıyorum, o halde dilimize tercüme edin." demek de art niyetlilikten başka bir şey değildir. Bu terimler öyle içimize girmiş ki, onu bütün incelikleri ile nefes gibi içimize çekiyoruz.

Bununla beraber Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle "Merkez-i İslamiyet olan bu vatan" için bazıları “dâr-ı harp” yakıştırması yapmaya çalışmaktadır. Buna karşılık verdiği cevapta

"Diyar-ı İslâmda ise, muhit, o kelimât-ı mukaddesenin meâl-i icmâlîsini ehl-i İslâma lisan-ı hal ile ders veriyor. An’ane-i İslâmiye ve İslâmî tarih ve umum şeâir-i İslâmiye ve umum erkân-ı İslâmiyete ait muhaverât-ı ehl-i İslâm, o kelimât-ı mukaddesenin mücmel meallerini, mütemadiyen ehl-i imana telkin ediyorlar."

"Hattâ, şu memleketin maâbid ve medâris-i diniyesinden başka, makberistanın mezar taşları dahi birer telkin edici, birer muallim hükmündedir ki, o maânî-i mukaddeseyi ehl-i imana ihtar ediyorlar."
(2)

diyerek, çok yönlerden İslam diyarı olan Ülkemizin şeair, mezar taşları ve mabedlerinin de bize İslamı hatırlattığını, bu noktadan buraya dârülharp denemeyeceğini de başka açıdan vuzuha kavuşturur.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Lemeât.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Paylaş

BENZER SORULAR

Yükleniyor...