Her bir mahluk üstünde; "Hâlık-ı Küll-i Şey’e mahsus bir sikke, Sâni-i Küll-i Şey’e has bir hâtem ve taklid kabul etmez bir turra-i garrâ" bulunmasını biraz açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bak şu kâinat bostanına. Şu zeminin bağına, şu semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne dikkat et. Göreceksin ki, bir Sâni-i Zülcelâlin, bir Fâtır-ı Zülcemâlin, o serilmiş ve serpilmiş masnuattan her bir masnu üstünde, Hâlık-ı Külli Şeye mahsus bir sikkesi; ve herbir mahlûku üstünde, Sâni-i Külli Şeye has bir hâtemi; ve kalem-i kudretin birer menşûru olan sahâif-i leyl ve nehar, yaz ve baharda yazılan tabakat-ı mevcudat üstünde, taklit kabul etmez bir turra-i garrâsı vardır."

Masnuda öncelikle "Hâlık", mahlûkatta "Sâni" isminin nazara verilmesinin hikmeti ne olabilir?

Her varlık yaratılmış olması cihetiyle Hâlık ismini, gayet sanatlı olarak yapılması cihetiyle de Sani ismini öncelikle gösterir. Bu iki isim her eserde tecelli eder. Bunlara ilave olarak her varlığığın mahiyetine göre birçok esma tecelli eder. Hayat sahibi canlılarda Muhyi ismi, rızıklanan varlıklarda Rezzak ismi tecelli ettiği gibi insanın o cami’ mahiyetinde de bütün esmâ tecelli eder.

Sikke, hatem, turra ne demektir, aralarında fark var mıdır?

Masnuattan "her bir masnu üstünde, Hâlık-ı Külli Şeye mahsus bir sikkesi var" ifadesi şu manaya geliyor: Her varlık üstünde Cenab-ı Hakk’ın öyle bir mührü vardır ki bütün eşyanın halıkı olmayan o şeyi icad edemez. Zira, Üstadımızın ifade ettiği gibi her şey her şeyle bağılıdır. Her şeye yapamayan bir şeyi da yapamaz. Bu kadar sanatlı ve hikmetli olarak yaratılan mahlûklar, basit sebeplerin işi olamaz.

Sikke, Osmanlı liralarında altınların basıldığı matbaanın isminin bulunduğu yüze denilir. Bu teşbihe göre kâinat bir tek matbaa, her bir varlık orada imal edilen bir altın gibidir. Her varlık üstünde bu mühür okunur. Yani, bir çiçek, bir ağaç, bir hayvan aynı hakikati birlikte terennüm ederek derler ki, bizi yaratan ancak her şeyi yaratan “Hâlık-ı Küll-i Şey”dir.

Hâtem ifadesi, öncelikle bir mektubun sonuna vurulan mührü hatırlatır. Bu teşbihe göre kâinat bir mektup, her bir insan ise o mektubun sonuna vurulmuş bir mühür gibidir. Yahut bir ağaç bir mektup, onun her bir meyvesi ise birer mühür gibidir.

“Taklid kabul etmez bir turra-i garrâ” ifadesi de aynı dersi vermektedir. Bilindiği gibi turra (tuğra) Osmanlı liralarında padişahın isminin yazıldığı yüzdür. Her varlık kendisinde tecelli eden İlâhî isimlere ayna olmakta ve “Beni yaratan ancak bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’tır” hakikatini ilan etmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...