Block title
Block content

Her Eserin Bir Müessiri Var, Cümlesini Allah İçin de Kullanabilir miyiz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her şeyden önce bilinmesi gereken şudur ki : Temsiller, darb-ı meseller, örnekler; akla uzak görünen bir hakikatı akla yakınlaştırmak için bir dürbün veya numaralı bir gözlük; ince dakik bir hakikatı anlayışımıza yakınlaştırmak için bir mikroskop; yüksek bir hakikata ulaşmak için bir merdiven; zahiren dağınık gibi görünene bir meseleyi toparlamak için o meselenin birlik cihetini gösteren vasıtalardır.
Ya da “Temsilin hasiyeti olan akli bir şeyi hissi bir şeyle ve aslı olmayan mevhum bir şeyi muhakkak ve mevcut olan bir şeyle ve gaib olan bir şeyi hazır bir şeyle tasvir etmektir.” (1)
Buna binaen Cenab- Hak Kur’an-ı Kerim’de temsillere , darb-ı mesellere, kinaye, mecaz yollarına sık sık yer vermiştir. Zira Kur'an umumi bir irşad edici ve öğreticidir. Muhatabları ise umum insanlardır. İnsanların çoğunluğu ise halk tabakasıdır. Halk tabakası ise ülfet ettikleri hissettikleri (gördükleri, işittikleri..vs) hayallerinde daima mevcud olan mana ve üsluplara ve misallere aşina olmuşlardır. Bunlar halk tabakası için bedihi açık kat’i şeylerdir. Mücerred, soyut, akli olan hakikatları anlamada zorlanacaklarından o yüksek akli hakikatların onların ülfet ve ünsiyet ettikleri ifadeler, tabirler, meseller, teşbihler, örnekler ile anlatılması lazım gelmektedir. Fakat o gibi temsil, istiare, teşbihlere hakikate geçmek için bir vasıta nazarı ile bakılmalıdır.
Şunu da bilmek gerektir ki Cenab-ı Hak, Zatında mümkinata benzemediği gibi fiilinde, sıfatında, şuunatında (işlerinde, hallerinde) da mümkinata benzemez. Peki ”mahiyeti mechul” ,”mucizatı ile malum” olan Zat-ı Akdesi nasıl tanıyacağız? Zatında, mahiyetinde, fiilinde mümkinata benzemeyen Zat-ı Zülcelal kendini akıl sahiplerine eserleri ile tanıttırdığı, bildirdiği gibi temsil ve darb-ı mesellerle de şuunatını, fiillerini bildirmiştir.
Hem Cenab-ı hak Vacib-ul Vücuddur, mümkinata kıyas edilmez. Vacibi mümkine kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.
Hem getirilen temsillerdeki noksanlıklar, kusurlar, hakirlikler temsile aittir. Temsil getirilen şeye ait değildir.
Hem temsiller ”Şuunat-ı Rububiyeti rasat etmek için; birer sönük küçük dürbün”,”Şuunat-ı Rubuubiyetin hakikatını tutamaz, ihata edemez, mikyas olamaz; fakat baktırabilir”, “Temsillerdeki Zat-ı Akdesin şunatına münasip olmayan tabirat, temsilin kusuruna aittir”, “birer ünvan-ı mülahazadır, birer mirsad-ı tefekkürdür”, “Temsiller; muhit azim bir kanun-u Rububiyetin küçük bir misalde ucunu göstermekle…”
Bu gibi ifadelerden de anlaşıldığı üzere temsiller, teşbihler, kinayeler hakikatlara ulaşmak için değişik vasıtalardır.
İşte Kur'an'da işlek bir yol olan temsiller, darb-ı meseller, teşbihler Cenab-ı Hakk'ın ihsanı ile Risale-i Nur'da da fevkalade görünüyor. Risale-i Nur’daki temsil, teşbih, kinaye, hikaye ve benzetmelere de yukarıda anlatıldığı bakış üzere bakacağız “Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilat-ı Kur’aniye’nin lemeatındandır.” diyor Bediüzzaman...
(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, 26. ve 27.ayet tefsiri.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 21-22. âyetin tefsiri | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2125 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...