Block title
Block content

"Her kim inâyet-i ezeliye ile rububiyet-i İlâhiyeyi göz önüne getirip Allah cânibinden kudretin azameti altında bakarsa..." Devamıyla açar mısınız?

 
Soru Detayı:

"Her kim inâyet-i ezeliye ile rububiyet-i İlâhiyeyi göz önüne getirip Allah cânibinden kudretin azameti altında bakarsa, بَعُوضَةً 1 ve emsaliyle getirilen temsillerin belâgat kanunlarına muvafık ve Cenâb-ı Haktan hak olduğunu tasdik eder. Fakat her kim nefsinin emri altında mümkinatı nazara alarak bakarsa, şüphesiz vehimler onu havalandırır, dalâletin bataklığına atar. Bu iki taife insanların misli, şöyle iki şahsın misline benzer ki: Onlardan birisi yukarıya, diğeri aşağıya gider. Her ikisi de pek çok su arklarını görürler. Yukarıya giden şahıs, doğru çeşmenin başına gider, suyun menbaını bulur; tatlı, temiz bir su olduğunu anlar. Sonra o çeşmeden teşaub edip dağılan bütün arkların temiz ve tatlı olduklarına hükmeder ve hangi arka tesadüf ederse, tatlı ve temiz olduğunda tereddüt etmez. İşte bu itibarla, kendisine vehimler tasallut etmezler. Aşağıya giden öteki şahıs ise, arklara bakar, suyun menbaını göremediğinden, her rastgeldiği ark suyunun tatlı olup olmadığını anlamak için delilleri, emareleri aramaya mecbur olur. Bundan dolayı vehimlere maruz kalır. Ednâ bir vehim, o kafasızı yoldan çıkarır. Yahut o iki taifenin misali, ellerinde bir âyine bulunan iki şahsın misaline benzer ki, birisi âyinenin şeffaf yüzüne bakar, içinde kendisini gördüğü gibi çok şeyleri de görebilir. Öteki adam ise, âyinenin renkli yüzüne bakar, birşey anlayamaz." İşaratul İ'caz | Bakara 26-27 ayetlerin tefsiri | 295 Burada anlatılan meseleyi çok az anladım. Acaba izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Her kim inâyet-i ezeliye ile rububiyet-i İlâhiyeyi göz önüne getirip Allah cânibinden kudretin azameti altında bakarsa, بَعُوضَةً ve emsaliyle getirilen temsillerin belâgat kanunlarına muvafık ve Cenâb-ı Haktan hak olduğunu tasdik eder. Fakat her kim nefsinin emri altında mümkinatı nazara alarak bakarsa, şüphesiz vehimler onu havalandırır, dalâletin bataklığına atar."

"Bu iki taife insanların misli, şöyle iki şahsın misline benzer ki: Onlardan birisi yukarıya, diğeri aşağıya gider. Her ikisi de pek çok su arklarını görürler. Yukarıya giden şahıs, doğru çeşmenin başına gider, suyun menbaını bulur; tatlı, temiz bir su olduğunu anlar. Sonra o çeşmeden teşaub edip dağılan bütün arkların temiz ve tatlı olduklarına hükmeder ve hangi arka tesadüf ederse, tatlı ve temiz olduğunda tereddüt etmez. İşte bu itibarla, kendisine vehimler tasallut etmezler. Aşağıya giden öteki şahıs ise, arklara bakar, suyun menbaını göremediğinden, her rastgeldiği ark suyunun tatlı olup olmadığını anlamak için delilleri, emareleri aramaya mecbur olur. Bundan dolayı vehimlere maruz kalır. Ednâ bir vehim, o kafasızı yoldan çıkarır."

"Yahut o iki taifenin misali, ellerinde bir âyine bulunan iki şahsın misaline benzer ki, birisi âyinenin şeffaf yüzüne bakar, içinde kendisini gördüğü gibi çok şeyleri de görebilir. Öteki adam ise, âyinenin renkli yüzüne bakar, bir şey anlayamaz."(1)

Allah’ı sonsuz sıfatları ile tanıyan bir adam temsildeki su kaynağını tanıyan adam gibidir. Allah’ı sonsuz sıfatları ile tanıyan bir adam kainatta her şeyi Allah’a vermekte zorlanmaz ve bu hususta bir vehme maruz kalmaz.

Mesela, Allah’ın sonsuz kudret sahibi olduğunu gören ve bilen bir adam, insanın ikinci dirilişi konusunda "Acaba -haşa- Allah bu işin altından kalkabilir mi?" diye bir endişe ve vehme kapılmaz. Çünkü insanın ikinci dirilişi sonsuz bir kudret için sıradan ve basit bir olaydır. Hem sonsuz kudrete inanıp hem de acaba ikinci dirilişi yapabilir mi demek kendi içinde tutarsız ve ahmakça bir bakıştır.

Kısacası Allah’ı sonsuz isim ve sıfatları ile sağlam bir şekilde tanıyan bir adam için vehim, vesvese, şüphe, inkar gibi durumlar asla olmaz.

Ama Allah’ı bu şekilde tanımayan bir adam için her sebep her olay ayrı bir kuşku ve vehim kaynağı haline gelir. Bu da suyu arklar ile tanımaya çalışan adamın durumu gibidir. Her bir arkta şüphe ve vehme maruz kalır.

Mesela, Allah’ı sıfatları ile iyi tanımayanların insanın ikinci dirilişinden şüphe etmesi kaçınılmazdır. Ki imanı zayıf aklına itimat eden İbn-i Sina’nın "İkinci dirilişe iman ederiz, ama aklın bunu kabullenmesi mümkün değildir." demesi buna güzel bir örnektir.  

Özetle, önce Allah’ı tanıyıp sonra olaylara bakmak sağlam ve güvenilir bir yol iken, önce olaylara bakıp sonra Allah’ı tanımaya çalışmak ise riskli ve çürük bir yoldur. Birincisinde şüphe ve vehme yer yokken ikincisinde şüphe ve vehim boldur.

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 26-27. Ayetlerin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...