"Herbir faaliyette bir lezzet nev’i vardır." İstemeyerek yapılan işte lezzet yok. Oradaki faaliyetin nev’i nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nasıl ki mahlûkatta faaliyet ve hareket bir iştiha, bir iştiyak, bir lezzetten, bir muhabbetten ileri geliyor. Hattâ denilebilir ki, her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır; belki her bir faaliyet bir çeşit lezzettir."(1)

“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır.” hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın her bir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir.

Bu şuunatın bir lem’a ve tecellisi insanda da bulunduğu için, o da her faaliyetten lezzet alır demektir. Bu faaliyetin bir sınıfı ya da nev’i bulunmuyor. Her faaliyette lezzet vardır. Bazılarını hissederiz, bazılarını ise hissetmeyebiliriz. Organlarımız her faaliyetten lezzet alırlar. Bizim lezzet almadığımız şey faaliyet değildir, faaliyetin ne adına yapıldığıdır.

Mesela, yürümekte bir lezzet vardır, ama bir adamı uçuruma doğru yürütürseniz onda lezzet almaz. Yani bizim lezzet almadığımız şey hareket değil, meslek veya iştir. İkisini karıştımamak lazımdır. Hatta küfürde veya küfre hizmet eden faaliyetler de bile menhus bir lezzet bulunuyor. Yoksa insanın o karanlık ve boğucu küfür yolunda gitmesi kabil değildir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Her yeri ve her anı bir anda gören ve tegayyür hakkında muhal olan Cenab-ı Hak hakkında, faaliyeti veya faaliyetteki lezzeti nasıl düşünebiliriz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

İnsan kendisinde bulunan küçücük, cüz’î ölçüleriyle, san'atçıklarıyla Hâlıkının muhît sıfatlarını, küllî şuûnâtını, nihayetsiz tecelliyâtını ölçerek bilme ve tanıma istidadında yaratılmıştır.

Mesela, kendisinde bulunan cüz-î ilim ile Allah'ın sonsuz ilmini, cüz-î kuvveti ile de sonsuz kudretini idrak eder. Burada anlamaya çalıştığımız yalnız sıfattır, sıfatın mahiyeti değildir. Biz, Allah'ın Basir yani gören olduğunu anlarız ama nasıl gördüğünü bilemeyiz. İnsan görmek için göze, tutmak için ele muhtaçtır. Fakat Allah için aynı şeyleri düşünemeyiz. Allah el ile tutmaktan ve göz ile görmekten münezzehtir. Bunun için "mukaddes görme" diyebiliriz. Allah’ın görmesi, ihtyaçtan kaynaklanmayan, vasıtalara muhtaç olmayan, kayıtsız ve sonsuz bir görmedir.

Aynen öyle de insanın mahiyetine, faaliyetten lezzet alma vasfı konmuştur. Buradan yola çıkarak kâinatın her tarafında ve hiç durmadan devam eden faaliyet-i Rabbaniye için de bir lezzetten bahsedebiliriz. Ancak bu lezzetin mahiyeti hakkında bir şey bilemeyiz. Bir şeyin varlığını bilmek ile mahiyetini bilmek ayrı şeylerdir. Ruhumuzun varlığını biliriz, ama mahiyetini bilemeyiz. İşittiğimizi biliriz, ama işitme hâdisesinin nasıl meydana geldiğini bilemeyiz.

İşte bu nedenle, Allah'a ait bir şuunatı ifade etmek için "mukaddes bir lezzet", "münezzeh bir lezzet" gibi tabirler ile ifade etmeye çalışırız. Yani bizim aklımıza gelebilecek her türlü eksik ve ihtiyaçtan uzak, Yüce Yaratıcı'ya ait bir lezzet demektir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...