Block title
Block content

"Herbir insanda, her bir latifenin ayrı ayrı vazife-i ubudiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var." cümlelerini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, fıtrat ve fıtrata konulan cihaz bakımından mahlukat içinde en cami ve en külli bir keyfiyete sahiptir. İnsanın her bir aza ve duyguları bir aleme açılan pencereler hükmündedir. İnsan o pencereler vasıtası  ile o alemleri seyredebilir.

Mesela, insandaki göz, renkler alemine açılan bir penceredir. Göz ile o renkler alemindeki cümbüş ve nakışları seyreder ve sanatkarına karşı bir yol bulur. Göz bu alemi seyrederken Allah’ın sanatları ve nakışları suretinde seyrediyor ise, hem ibadet, hem de lezzet alır. Gözün görmesi zaten kendi başına bir lezzettir. Göz görmüyor, nakışları ve sanatları Allah’a değil de tabiata veriyor ise, bu onun hem maddi, hem de manevi elemidir.

Yine kulak sesler aleminin bir kapısıdır; insan o kapıdan bütün mahlukatın tesbih ve zikirlerini işitir. Kulak, helal sesleri işitip onda tesbih ve zikir manalarını idrake vasıta oluyor ise, bu onun ibadeti ve lezzetidir. Haramları dinliyor ise bu, hem azaba sebep, hem de fıtratına aykırı olduğu için bir elemdir.

Akıl bir kudsi alettir, kainat kitabında yazılan bütün manaları onun vasıtası ile okuyup tefekkür eder. Akıl bu manaları iman hesabına okursa, tefekkür olup ibadetlerin en güzeli olur; zira Peygamber Efendimiz (asm) "Bir saat tefekkür, bir yıl nafile ibadetten üstündür." diyor. Yok akıl bu vazifeden mahrum olursa, bu kez de geçmişin acılarını, geleceğin endişelerini hazır zamana taşıyan bir azap aleti durumuna dönüşür. 

Kalp külli bir muhabbet istidadı olan yüksek bir latifedir. Hiçbir mahluk insan kadar Allah’a muhabbet besleyebilecek kabiliyete sahip değildir. İnsan bu latifesini Allah’ın sonsuz cemalini sevmekte sarf ederse dünya ve ahiretin en bahtiyarı olur, hem de ibadetlerin en kudsisi olan İlahi aşka mazhar olur. Aksi durumda kalp, mecazi aşklardan çok azap ve çile çeker. Zira kalbi-i beşer mecazi aşklar ile tatmin olmaz, tatmin olmayınca da çile çeker. Aşıkların maşuklarından şikayetçi olması buna en büyük delildir.

Özet olarak, Allah buna benzer sayısız latife ve duygular ile insanı donatmıştır. Ve her bir latife ve duygunun da ayrı bir vazifesi, ayrı bir maksadı vardır. İnsana düşen şey ise bu duygu ve latifeleri o vazife ve maksatlarda kullanmaktır. İşte bütün bu duygu ve latifeleri Allah’ın istediği bu külli vazife ve maksatlarda kullanmak, ibadetin ve kulluğun özü ve özeti oluyor. 

Akıl Allah’ın sanatlarını okuyup tefekkür etmekte kullanmak için bize verilmiştir. Biz bu cihazı dünyanın geçici ve  adi işlerinde sarf edersek bu cihazı veriliş amacına uygun kullanmamış oluruz. 

Yine kalbi, sadece Allah’a tahsis etmeyip dünyanın fani ve çirkin yüzüne sarf edersek, kalbin veriliş maksadına aykırı kullanmış oluruz...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Mebhas, İkinci Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3479 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

mirabeat
Cenab-ı Hakk her duygu ve cihazlarımıza hedefler gösterip yalnız onlara yönelmemizi istemesine şu güncel örneklede bakabiliriz. mesela laptop gibi bir teknoloji sayısız faideler vermek için üretilmiş, tasarlanmış, insan bu makineyi arabasına takoz yapsa ne kadar hilaf-ı hareket eder anlaşılır. hem onun mühendisinide tahkirdir,hem başkalarda o insana deli der ehemmiyet göstermezler. aynen bunun gibi verilen nimetlerin hepsini yapabildiğimiz azami ölçüde Rahmanürrahimin tarikinda kullanmak elzemdir çünkü o nimetler 'O' hedefle yaratılmışlar vesselam...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...