Block title
Block content

Herbir zîhayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zîhayata ait, ancak binde birdir. Bâki kalan gayeler, gayr-ı mütenahi olan mâlikiyeti nisbetinde, hayatı icad eden zâta âittir. İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Herbir zîhayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zîhayata ait, ancak binde birdir. Bâki kalan gayeler, gayr-ı mütenahi olan mâlikiyeti nisbetinde, hayatı icad eden zâta âittir. Öyleyse, büyük bir mahlûkun küçük bir mahlûka tekebbür etmeye hakkı yoktur."

"Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünkü, bir hayatın bütün faydaları bir zîhayata ait değildir ki, abes olsun. Evet, sath-ı arzda her sene yapılan ziyafet-i âmme-i İlâhiye, nev-i beşere, halife olduğu münâsebetiyle bir ikramdır. Yoksa hepsi onun istifadesi için değildir."
(1)

Kainatta insanın idrak ve ihata edemeyeceği kadar sınırsız hikmet ve gayeler vardır. Bu gaye ve hikmetlerin hepsi de sanatkar ve ustasını gösterip ona işaret ediyor. Bir sanat ve eser, kendi nefsine bir bakıyor ise, sanatkar ve ustasına binler yönle bakıyor.

Mesela; bir resim tablosunda, resim tablosunu oluşturan tahta ve tuval, tablonun nefsi ve kendisi hükmündedir. Bu resim tablosunun boş tuvali ve önemsiz tahtasına bakıp da kimse sergiye gelmez. İnsanları resim sergisine çeken şey; tablonun tuval ve tahtası değildir, üzerindeki resim sanatıdır. Resim sanatındaki bütün incelik ve çizimler de ressama işaret eden levhalar hükmündedir. Demek bir resim tablosu nefsini yani tuval ve tahtasını bir gösterirken, üzerindeki resim sanatı ile ressamını binler vasfı ile tanıtır.

Aynı şekilde bir çiçeğin maddesi ve dünyaya bakan faydası birkaç iken, sanatkarı olan Allah’a bakan yüzbinlerce yönü ve işareti vardır. Yani; çiçek üstündeki herbir nakış ve işleme, sanatkarını bize tanıtıyor. Mesela; çiçeğin o güzel ve tatlı tebessümünde Allah’ın Muhsin, Cemal, Müzeyyin gibi çok isimleri tecelli ile kendini ilan ediyor. Çiçeğin maddesi değil, üstündeki nakış ve sanatları daha çoktur. Bu da nakış ve sanatlar adedince isimleri akla gösteriyor, zira her nakış ve sanat arkasında bir isim tecelli ediyor.

Demek her sanat ve eser, Allah’ı gösterip ona işaret etmek noktasında mükemmel ve kusursuzdur, öyle ise büyük bir mahlukun küçük bir mahluka, kibirlenip büyüklük taslamaya hakkı yoktur. Bir zerre ile güneşin, Allah’a olan işaret ve şahitliği neredeyse eşit gibidir.

Kainatta bu kadar sanat ve eserlerin sergilenmesi ve sınırsız gaye ve hikmet ile donatılması, gereksiz ve abes değildir. Zira bu eserler ve gayeleri sadece insanın cüzi ve basit bakışına göre dizayn edilmedi. Bu eserlerin ve gayelerin üzerinde hem Allah’ın hem Meleklerin hem cinlerin hem de sair ruhani varlıkların da payı ve hissesi vardır. Biz her şeyi kendi cüzi ve basit nazarımıza mahsus zannedersek, o zaman abeslikten sıyrılıp kurtulamayız. Dünya sofrası, insanın sadece cüzi ve basit iştahı için kurulmamıştır, bu sofrada diğer mahlukatın da hisse ve payları vardır. İşte abessiyyun felsefesi bu noktaları göremediği için, kainatı abes olmak ile itham etmiştir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Zeylü'-Hubâb.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...