Block title
Block content

"Heybetle beraber âsar-ı üns ve ülfet dahi görünür." cümlesini özellikle de "âsar-ı üns" tabirini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem Üstadımız, gayet mütevazidir. Tefevvuk ve temeyyüz dâirelerinden, şöhret sevdalarından ziyadesiyle sakınırlar. Kendilerine mahsus sâfi meşrebi, o gibi can sıkacak şeylerden âlîdir. Herkese, hele ihtiyarlara ve çocuklara ve fukaralara, rıfk ve mülâyemetle uhuvvetkârane bir muamele-i hâlisanede bulunurlar. Mübarek yüzlerinde, mehâbet ve beşâşetle karışık bir nur-u vakar lemean eder. Heybetle beraber âsar-ı üns ve ülfet dahi görünür. Daima mütebessim bulunurlar."

"Fakat bazan tecelliyatın muktezası olarak mehâbet ve celâl nazarı o derece tezahür eder ki, artık o zaman yanında bulunup da söz söylemek isteyen adamın, âdeta dili tutulur, ne söylemek istediği anlaşılmaz. Bu âcizler, çok defa bu hali müşahede ettik."(1)

Heybet, hürmetle beraber korku hissini veren bir haldir. İnsanların ilk gördüğünde sakınıp korktuğu, ama aynı zamanda hürmet ve saygı beslediği bir halettir. Bu heybet hâli Allah dostlarının seçkin bir vasfıdır. Aynı hâl Üstad Hazretlerinde de var.

Üns ve ülfet hâli ise, görüldüğü zaman çabuk arkadaşlık ve dostluk kurulacak kişiler demektir. Yani sıcakkanlı, sevecen ve babacan tavırlı insan demektir. Gördüğü zaman hemen kanı kaynayıp ve onunla dost olunacak kişi demektir. Yanında bulunduğun zaman kişiye emniyet ve güven veren insan manasına da gelir.

Normalde heybet ile ünsiyet iki zıt gibi dururlar, ama hakiki Allah dostlarında bu iki güzel vasıf beraber bulunur ve birbirleri ile çelişmezler. Allah dostlarını gördüğün zaman heybetinden hem kalp ürperir hem de büyük bir dostluk ve aşinalık oluşur demektir. Bu hasletlerin her ikisinin de Üstad Hazretlerinde var olduğuna Onu görenler şahitlik ediyorlar.

(1) bk. Tarihçe-i Hayat, Kastamonu Hayatı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

oto-gunhan

Ünsiyeti iç alemimizde bir istidat olarakmı görmeliyiz? "İşte zîhayattaki meşhur havass-ı zahire ve bâtına duygularından başka, gayr-ı meşur saika ve şaika hisleriyle beraber o arı, dünyanın ekser envaıyla ihtisas ve ünsiyet ve mübadele ve tasarrufa sahib olur. İşte en küçük zîhayatta hayat böyle tesirini gösterse, elbette hayat tabaka-i insaniye olan en yüksek mertebeye çıktıkça, öyle bir inbisat ve inkişaf ve tenevvür eder ki; hayatın ziyası olan şuur ile, akıl ile bir insan kendi hanesindeki odalarda gezdiği gibi, o zîhayat kendi aklı ile avalim-i ulviyede ve ruhiyede ve cismaniyede gezer. Yani, o zîşuur ve zîhayat manen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurun mirat-ı ruhuna misafir olup, irtisam ve temessül ile geliyorlar." " Hem ünsiyet, teselli, tahabbübü veriyor. O da alır getirir; şehd-i şehadet yapar. Balda bir bal akıtır, o esrar-engiz şehbaz." " Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi üsare ve şiralarından vicdanda o tatlı, iman balları yapar. " " İşte şu mübarek akıllı zât gidiyor. Fakat biraderi gibi sıkıntı çekmiyor. Çünki güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder. Kendi kendine ünsiyet eder." Kendi kendine ünsiyet etmesi nasıl oluyor? Sanki; Rabbimizle olan hususi telefonun hattı gibi mi?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...