HİDAYET

“Doğru yolu göstermek. İrşad etmek. Rehberlik yapmak. Bâtıldan ve dalâletten uzaklaşmak.”

HİDAYET ÜZERİNE

Bazı kesimler Allah’ın hidayeti dilediğine vereceğine dair ayetleri Cebriyeciler gibi yorumluyor ve kulun bu konuda bir tercihi söz konusu değilmiş gibi yanlış bir hükme varıyorlar.

Bizleri bu vadide irşad eden bir âyet-İ kerime:

Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah Gafur’dur, Rahîm’dir.” Fetih Sûresi, 14

O’nun bağışladığına kimse azab veremez; azab verdiğini de kimse bağışlayamaz.

Âyet-i Kerîme “Allah Gafur’dur, Rahîm’dir” diye son bulmakla da mü’mine şu mesajı veriyor:

Gafur ve Rahîm olan Allah, lütfuyla yarattığı, gökleri ve yeri hizmetine verdiği bir kuluna azab ederse, bu azap, mutlaka o kulun küfür ve isyanındandır.

Meselenin “tevhid” yönü:

Kur’ân’ın insanlara verdiği en büyük ders tevhiddir. Tevhid, yâni Allah’ın birliği... Ne zâtında, ne sıfatlarında, ne mülkünde, ne icraatında ortağı bulunmadığı.

Allah’ın dilediğine hidayet vereceğine dair âyetleri okurken, öncelikle meselenin tevhid yönü dikkate alınmalı ve her hayır gibi hidayetin de O’nun elinde olduğu unutulmamalı.

Bu hakikatı ders veren bir diğer âyet:

“Doğrusu sen sevdiğine hidayet veremezsin. Fakat Allah kimi dilerse ona hidayet verir. Ve hidayete erecekleri en iyi O bilir.” Kasas Sûresi, 56

Bizim başka varlıklar hakkındaki bilgimiz çok sınırlı... Canlı ve cansız her şey bütün faaliyetlerini Allah’ın ilim ve murakabesi altında sürdürüyor.

Allah, kullarının iman ve ibadet yolunu seçmeleri ve cennet ehli olmaları için kitaplar indirmiş, peygamber göndermiştir. Bütün şer ve hayırlar gibi, dalaleti de hidayeti de yaratan O’dur. Şu varki, hayra rızası var, şerre yoktur. O halde bir kul şer yolunu tutuyorsa bunu kendi iradesiyle yapıyor demektir.

Bu konuda bir ayet-i kerime:

“Onlar öyle kimselerdir ki, hidayet karşılığında dalâleti (sapıklığı) satın almışlardır.” Bakara Sûresi, 16

Hidayet ve dalâletle ilgili âyetlerin herbirinde bu hakikatı görebiliriz. Bunlardan bir kısmını takdim edelim:

“Allah zâlimler topluluğunu hidayete eriştirmez.” Bakara Sûresi, 258

“Allah kâfirler topluluğunu hidayete eriştirmez.”Bakara Sûresi , 264

“Allah fâsıklar topluluğunu hidayete eriştirmez.” Tevbe Sûresi, 24

Bu üç âyet-i kerîmeden, kalblerde dalâlet yaratılmasının üç sebebini öğreniyoruz: Zulüm, inkâr ve fısk.

Bunların her üçünü de insanlar kendi iradeleriyle seçiyorlar.

***

KALB GÖZÜ

Şu masmavi sema... Şu göz kamaştıran güneş... Şu yemyeşil orman... Şu seyrine doyum olmaz deniz... Bunların hepsi güzel ve bunda kimsenin şüphesi yok.

Kör bir insan bütün bu güzelliklerden habersiz yaşarken aniden gözü açılsa ve bu güzelleri seyre koyulsa, bu eşyanın güzelliği artar mı dersiniz? Elbette ki hayır. Onun gözünün açılmasıyla ne güneş parlaklaşır, ne sema berraklaşır. Burada kazanan sadece ve sadece o şahsın kendisidir...

Hidâyet de kalp gözünün açılması... Maddî gözün görmesi bu âleme bir şey ilâve etmediği gibi, bir insanın hidâyete ermesi de Allah’ın kemâline, hâşâ, bir fazlalık getirmez..

Burada da kazanan yine o şahsın kendisidir...

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?