Block title
Block content

Hizmet düsturları ya da hatveler, Allah'a yaklaşmada en kısa ve en etkili bir yol mudur? Bir tarikata uyarak terakki eden birisi, eser olarak kendine Risale seçip okusa, Nurculardan daha mı çok Allah'a yaklaşır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Velayet ve marifetullahı kazanmak ve zahirden hakikate geçmek iki tarz ve iki usul ile oluyor. Biri akrebiyet diğeri ise kurbiyettir. Bu metot ve terbiye şekillerinin izahını Üstad Hazretleri  şöyle tarif ediyor:

"İKİNCİ VECİH: Sahâbelerin kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez. Çünkü Cenâb-ı Hak bize akrebdir ve her şeyden daha ziyade yakındır; biz ise Ondan nihayetsiz uzağız. Onun kurbiyetini kazanmak iki suretle olur:"

"Birisi: Akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet veraseti ve sohbeti cihetiyle Sahâbeler o sırra mazhardırlar."

"İkinci suret: Bu'diyetimiz noktasında kat-ı merâtip edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr ü sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu suretle cereyan ediyor."

"İşte, birinci suret sırf vehbîdir, kisbî değil. İncizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir. Diğeri kisbîdir, uzundur, gölgelidir. Acaip harikaları çok ise de, kıymetçe, kurbiyetçe evvelkisine yetişemez."

"Meselâ, nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için iki yol var: Birincisi, zamanın cereyanına tâbi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile, fevkazzaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir. İkincisi, bir sene kat-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp düne gelmektir. Fakat yine dünü elde tutamıyor; onu bırakıp gidiyor."

"Öyle de, zâhirden hakikate geçmek iki suretledir: Biri, doğrudan doğruya hakikatin incizabına kapılıp, tarikat berzahına girmeden, hakikati ayn-ı zâhir içinde bulmaktır. İkincisi, çok merâtipten seyr ü sülûk suretiyle geçmektir. Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine Sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü Sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihâzât-ı kesire ile, ubudiyetin envâına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyade mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubudiyet-i evliya besâtet peydâ eder."(1)

Seyrü sülûk, tasavvuf büyüklerinin belirlemiş olduğu bir takım usuller ve yollarla uzun ve meşakkatli bir zaman ve müddetten sonra kalbin olgunlaşıp Allah’a teveccüh etmesi ve marifet kazanmasıdır. Yani kalbin velayet kazanıp Allah’a yaklaşmasıdır. Bu meslek yukarıdaki temsilde, zamanı uzunca dolaşıp düne ulaşması ile tasvir ediliyor. Tarikat ve tasavvuf berzahı ile hakikatlere ulaşmak hem uzun hem de meşakkatli ve risklidir. Bu meslek kurbiyet mesleğidir.

Akrabiyet mesleği ise, zamanın üstüne çıkıp, düne atlamak şeklinde tasvir ediliyor ki, burada asıl vurgulanan husus vehbiliktir. Yani kul burada mutlak bir teslimiyet ve tevekkül manası ile kesbini işin içine karıştırmadığı için, Allah mükafat olarak hakikatleri zahmetsiz ve meşakkatsiz olarak bu kula  ihsan ediyor. Halbuki kurbiyet mesleğinde kesp ve insanın benliği işe müdahildir. Bu da yolu uzatıp meşakkatli hale getiriyor.

Akrebiyet, Allah’ın kula olan yakınlığı hissedip bu noktada marifet kazanmak iken; kurbiyet kulun kendi gücü ve kesbi ile Allah’a yaklaşma çabasıdır.

Güneş ısı ve ışığı ile bizim göz bebeğimize kadar girmiştir. Biz bunu hissedip bu noktadan güneşe baksak güneşi hakiki anlamda tanıyabiliriz. Lakin güneşi tanımak için güneşin üzerimizdeki tecellisine bakmayıp, sırf güneşin zatına kendi imkan ve kesbimizle yaklaşmaya çalışsak, güneş bizden milyonlarca yıl uzaklıktadır. Acaba hangi marifet  yolu güneş tanıma noktasında daha  kolaydır? Elbette güneşin üzerimizdeki tecellilerini okumak yolu ile gitmek daha selametli ve daha kolaydır.

İşte akrabiyet, yani sahabe mesleği, Allah’ın isim ve sıfatlarının üzerimizdeki tecellilerini görüp marifet kazanma yoludur. Kurbiyet mesleği ise riyazet ve nefsi ıslah etmek gibi uzun ve meşakkatli metotlar ile Allah’a yaklaşmaktır.

Akrebiyette acz ve fakr hükmeder. Vehbi bir marifettir. Kurbiyette ise gayret ve riyazet hükmeder, kesbi bir marifet kazanma yoludur.     

Böyle kısa ve selametli bir yolu uzun ve meşakkatli bir yol ile cem etmek, zahirde çok anlamlı gelmiyor gibi algılanabilir. Ancak zamanın şartları ve muhatapların durumu bu yolları mecburi kılmıştır denebilir. İnsanın fıtratında en kısa ve en zahmetsiz yolu takip etmek bir karakter olduğu için, uzun ile kısa yolun her ikisini cem etmek makul olmuyor.

Hem cemaatler arasında böyle kıyaslar yapmak şık olmuyor. Genel anlamda ve ilmi bir şekilde meslekler arasında bir kıyas yapılabilir. Ancak o şartlar ki, rekabet damarını depreştirecek hususi kıyaslamalardan uzak durmalıyız. 

(1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...