Block title
Block content

Hudus deliline göre ruhun durumu nedir? Ruh değişken olmadığına göre, bazıları, "Madem kainat sonradan yaratıldı, öyleyse ruhlar yarattı." dediklerinde ne diyebiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir bina yapılırken, usta, binanın sağ sol, aşağı yukarı, alt üst, doğu batı gibi izafi yönlerini çekiç ve iş araçları ile çakmaz. Bina vücut buldukça bu izafi kavramlar da bununla beraber terettübi olarak belirmeye ve tebeyyüne başlarlar. Ustanın çekici ile yapılmadıkları için, bir fayans ve tuğla gibi mevcut sayılmazlar. Ama bir fayans veya tuğla gibi mevcut olmamaları, tamamen yok ve hiç oldukları anlamına da gelmez. Birisine binanın sağı neresidir diye sorulsa, adam hemen gösterir. Şayet yok ve hiç olsa idi, gösterilemezdi. Zira aslı olmayan bir şey ne ispat edilebilir, ne de gösterilebilir. Demek adamın, binanın sağını göstermesi izafi de olsa, bir varlığının olduğunu gösterir.

İnsan mahiyeti de bir bina gibidir. İnsan binası inşa olunurken, bu binaya müterettib çok nisbi ve izafi hatlar ve kıyas araçları mevcudiyetsiz ve cisimsiz olarak varlık sahasına çıkarlar. Bunların Allah tarafından insan mahiyetine takılmasının sebebi ise; bu farazi hatlar ile Allah’ın mutlak, idrak ve ihatası imkansız olan isim ve sıfatlarını bir nebze kıyas ile anlamak içindir. İnsana verilmiş olan benlik, yani sahiplenme duygusu ile insan cüzi ilim, irade, kudret gibi şeyleri kıyas ederek, Allah’ın külli ilim, irade, kudret gibi mutlak sıfatlarını anlamaya çalışır.

İnsan ruhunda da benzer manalar vardır; yani mahlukata konu olan yönü var, olmayan yönü var. Ruhun mahluk olan yönü, hayvani olarak tarif edilen yönüdür; mahluk olmayan yönü ise, itibari ve nisbi alemdeki yönüdür. Yoksa, mahluk değilse, o zaman İlahtır anlamına gelen bir önerme, burada geçerli olmaz. Zira mahluk ile İlahlık arasında varlıklar da mevcuttur. İrade ve ruhun cevher kısmı buna örnek olarak verilebilir.

Yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi, binanın her yönü mahluk ve cisim değildir. Ustanın eli ile yaptıkları mahluk ve cisimdir; ama terettübi olarak meydana gelen nispi varlıklar mec’uldür. Yani mahluk olarak değil, tasarlanmış olarak varlık türündendirler.

Ruhun emir alemindeki cevher kısmı mec’uldür, yani kudretsiz olarak varlık sahasına çıkmıştır, geri kalan hayvani ve sair aksamı ise mahluktur, yani kudretin tecellisi ile vücut bulmuştur.

Bazen delalet medlülün rengi ile boyanır. Mesela; "Kur’an mahluk değildir." önermesi delalettir, medlülü yani delalet ettiği mana ise; Allah’ın kelam sıfatı mahluk ve muhdes değildir demektir. Yoksa, kıraat ettiğimiz iki kapak arasındaki kitap mahluktur. Mutezile, "Kur’an mahluktur." derken, kelam sıfatını inkar niyeti ile diyor. Ehl-i sünnet bu niyeti tard etmek için Kur’an mahluk değildir, yani Allah’ın kelam sıfatı var manasında, Kur’an mahluk değildir diyor.

Ruhun mahluk olmaması da emir alemindeki cevher kısmına bir delalet içindir. Yani ruhun özü ve mayası mahlukattan farklı ve özel bir cevher demektir. İşte mec’ul bu manaya delalet ediyor. Yoksa Allah’tan bağımsız, kendi başına var olup, ezeli olan demek değildir. Böyle bir düşünceye sapmak şirk ve küfür olur.

Ruhun imtiyazı diğer mahlukata nispetledir. Yoksa hudus noktasından, yani var edilme bakımından ruh da dahil olmak üzere her şey hadistir, Allah tarafından sonradan yaratılmışlardır. Ruha ezeli demek, yukarıda ifade ettiğimiz gibi şirk ve küfürdür.

Bir şeyin sabit olup değişken olmaması durumu İlahi irade ve kudret ile temin edilebilir. Yani bir şeyin sabit ve değişken olmaması için ille de o şeyin ezeli olması gerekmiyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Otuzuncu Pencere | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2131 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...