Block title
Block content

HULÛSİ BİTLİSÎ AKTÜRK (AVUKAT)

 

l88l'de Bitlis'te doğdu. l967'de Ankara'da vefat etti. l948'de Afyon'da Bediüzzaman'ın avukatlığını yaptı. Hilâl dergisinde "Said Nursî İçin" başlığını taşıyan Kalender Asrî imzalı şiiri neşredilmiştir. l948 yılı sonlarında, Abdurrahim Zapsu'nun mecmuası olan "Ehli Sünnet"te yine Bediüzzaman'la alâkalı kıymetli makaleler yazmıştır. Mesrur, Mesut ve Neşet isminde oğulları vardır.

Hulusî Bitlisî Aktürk, 27 Ekim l950 tarihinde Büyük Doğu mecmuasında yazdığı bir şiirde Üstad'ını şöyle tavsif ediyordu:

"Devrimizin bedîidir koca Saidü'l-Nursî."

Hulûsî Bitlisî Aktürk, Nesimî Oğullarından, yüksek iman ve derin irfan sahibi bir zattır. Cihanşümül Özlek Yahut Felsefî Vecizeler, Tarihî Âbideler, Vedîalar isimli neşredilmiş kıymetli eserleri olduğu gibi, neşredilmemiş eseri de bulunmaktadır. Hulûsî Aktürk'ün "Müvekkilim Bediüzzaman Said Nursî'yi Yargıtayda Müdafaa Notlarım" isimli basılmamış eseri de vardır.

 Bediüzzaman talebeleriyle Van Cephesinde

Hulûsî Aktürk, l Kasım l948 tarihli Ehl-i Sünnet mecmuasının ikinci cildinde "Bediüzzaman" başlıklı makalesinde şunları ifade ediyordu:

"Said Nursî'nin Ehl-i Sünnet'ten intişar eden bir arzuhalini, sonra da esaret hayatını okudum.

"Hayatta dervişlik, şeyhlik, tarikatçılıkla alâkası olmayan, her maddeyi manâ ile telif eden bu din âliminin devamlı menfâ ve muhakeme safahatı üzerinde durmak taraftarı değilim.

"Ancak, hakim ve efendi halkın her zaman ve zeminde, ilim ve ahlâkça yükselmesini isteyen bu zatın esaretinden evvelki hayatına  temas edeceğim.

 "Birinci Umumî Harbin iptidâlarında Bitlis Bidayet Mahkemesi azâ mülazımı idim. Bugünün Çankırı Milletvekili Abdülhâlik Renda, geçen günün Bitlis valisi bulunuyordu. Ordunun iaşesi hesabına kurulan peksimet anbarlarına beni memur etmişti. Bu vatanî ve fahrî vazifeyi ifa ederken, Bediüzzaman da birtakım talebeleriyle Van cephesinde din ve vatan müdafaası uğrunda silâhla, nasihatla mücadele ediyor, bir taraftan da bir tefsir kaleme alıyor, talebelerine de okutuyordu. Bir zaman kendilerine uğradım. Oturduğu muvakkat ve metrûk bir evde "Allahu Nûrussemâvati Ve'l-ard" âyet-i kerimesinin tefsirine intikalen bazı talebelerini tenvire çalışıyordu.

"Bu derste pek derin inceliklere temasları hayretimi mûcip olarak ayrıldım. Hicretten sonra, Kerkük'ün Havadis gazetesinde intişar eden bir takrizimi, ertesi gün kendisine götürdüm. Dersten fâriğ olunca verdim.

 "O nedir? Oku dinleyeyim" dedi. Okudum, aldı, bir tarafa baktı:

"Azizim, tavsifinize lâyık değilim. Büyük Allah'tan dilerim ki lâyık olayım" dedi.

"Birkaç mısraını bu yazımın tarih-i beyyinesi olarak gösteriyorum:

Said Nursî'sin elhak, bediüd-dehri ve'l-ezman,
Bu tefsir-i şeriftir, kudret-i ilmiyene bürhan.

Ulûm-i evvelîn u âhirîne mazhar olmuşsun,
Şefi-ü Hafizindir Fahr-i Âlem, Hazret-i Kur'ân.

Senin Şeyhzâde'den, Ruhü'l-beyan, Ruhü'l-meânîden,
Nedir farkı tefasirin bilir ancak Hakim Sübhan.

 ***

 "Ne ise, birinci hicrette aileler Siirt taraflarına doğru vilâyetten uzaklaştırılınca, Bediüzzaman da, milis kuvvetlerinin ordu arkasından hudutların muhafazasında ısrar gösteriyordu.

 "En nazik günlerde Malazgirt, Bulanık cephelerinde bir kolunu kayıp eden Nurşinli Mâruf Hazret, vilâyet merkezine gelerek idare âzasından Hacı Salih Efendide misafir olmuş, valinin ilâmiyle bir gece eşraf orada toplanmışlardı. Meşahir-i üdebâdan Hacı Hasanzade Mütemayiz İbrahim Ethem merhum haber yolladı, beraber içtimaya katıldık.

 "Et kemiksiz olmaz"

"Bediüzzaman, Hazret ile söyleşirken, Hazret'in adamlarından birisi söze karıştı. Bediüzzaman'a hitaben:

"Sen hudutları takviye edelim diyorsun. Biz Allah rızası için vatan müdafaasına koşuyoruz. Maalesef bazı zabitler, bizim din ü  imanımıza sövüyorlar" dedi.

"Bunun üzerine Bediüzzaman son derece celâlli bir ikrahla muhatabına bakarak, hemen yüzünü Hazret'e çevirdi ve dedi ki:

"Hazret, zabitler sana sövüyorlar mı?"

Hazret, "Hâşâ, benim hayatta kalan bir elimi öpüyor, duamı alıyorlar." deyince, Bediüzzaman eski muhatabına döndü:

"Azizim, bizim milis kuvvetleri arasında şuurlu ve şuursuzlar da vardır, et kemiksiz olmaz. Şuursuzlar nizam ve intizama riayet edemiyorlar. Bazen Zafer temin edercesine düşmana saldırdığımız sırada görüyordum ki, öldürülen bir düşman neferinin üzerine vakitsiz atılan bir milis, âdi bir çizme, hasis bir eşyaya tamamen mevkiini terk ediyordu. Arada vuruluyordu. Böyle şuursuz hareket eden kimsede din ve iman kaygısı var mı ki, söven zabit de muâhezeye lâyık görülsün. Böyle anlarda nizamsızlık gösterenleri öldürmek bile azdır. Lüzumsuz lâfları bırakalım. Elbirliğiyle mukaddes yurdumuzu kurtaralım. Aileler çıksın, erkekler memleketi terk etmesinler." dedi.

 "Velhâsıl, birinci hicretle ordunun, milislerin müşterek gayretiyle düşman Bitlis'e girememiştir. Birkaç ay sonra, ikinci hicret başlamadan evvel, Bediüzzaman talebeleriyle Van cephesinden Bitlis merkezine dönmüş, halkı takviye ile tergibe, nasihata koyulmuştur. O sırada eski valimiz Abdülhâlik Renda ayrılmış, yerine Ispanakçızade merhum Memduh Bey gelmiş, ben de peksimet anbarındaki fahrî vazifemi bitirerek, adliye kuyudâtının Diyarbakır'a sevk ve nakline memur edilmiştim. Bitlis'ten ayrıldığım sabahı takip eden günün gecesinde hain Ermenilerin rehberliği ile düşman Dideban eteklerindeki nehir boyunları kıyılardan Bitlis'e akarken, Bediüzzaman kasaba içinde bile göğüs göğüse düşman süvarileriyle çarpışmış, bir ayağından yaralanıp esir edildikten sonra, mahalle, başındaki kışlaya nakil, oradan da Rusya'ya, daha sonra Sibirya'ya kadar sürülmüş olduğunu işitmiştim.

 "Mütarekeden sonra Irak'ın Süleymaniye'sinden, Mardin bidayet, müteakiben Diyarbakır İstinaf âzalığına geçtiğim zamanda, bu vatanî ve ilahî mücahidin biraderi Abdülmecid, Diyarbakır Askerî Rüştiyesinde Arabî muallimi idi. Bediüzzaman'ın maiyetindeki diğer biraderzadesi Abdurrahman, amcası Abdülmecid'e İstanbul'dan bir mektup yazıyor, pek hazin bir lisanla inliyor ve diyor ki:

 "Said amcam'ın haline şaşıyorum"

"Said amcamın haline şaşıyorum. Dünyevî bütün ümitlerim söndü. Çünkü hükûmet kendisine yüksek maaş veriyor, sarfiyatımızın fazlasını biriktiriyordum. Birkaç eser telif etti. Bir gün bana dedi ki, 'Git, filân matbaa müdürünü çağır.' Gittim, çağırdım geldi. Eserlerini müdüre verirken bana dedi ki: 'Abdurrahman, biriktirdiğin paraları getir, müdür beye ver.' Ben de getirdim verdim. müdür paraları alıp çıkınca benim gözlerim yaşardı. Bilâhare kendi kendime mütesellî oluyor, eserler basılınca satılır, paralarını yine biriktiririm diyordum.

 "Birkaç gün sonra yine beni yolladı. Matbaa müdürünü çağırdım. Bu sefer de matbaa müdürüne dedi ki:

'Eserlerimin üzerine yazın: Bu kitaplar İslâm milletine meccanen tevzi olunacaktır.'

"Matbaa müdürü çıktıktan sonra, senelerden beri büyük amcama karşı beslediğim ruhî saygı âdeta sarsıldı. Hasbelbeşeriyye ağladım ve dedim ki: 'Amca, birkaç para biriktiriyordum, memlekete dönersek düşman istilâsından harap olarak kurtulan süknâmızı belki imar ederdik. O ümidimi de öldürdün. Böyle olur mu?' Bunun üzerine derin bir tebessümle dedi ki:

'Yavrum Abdurrahman, hükûmet bize fazla maaş veriyordu. Kifaf-ı nefsimizden artanı Beytülmala ait olduğundan, bu vesile ile o fazlayı Müslümanlara iade ediyorum. Senin bu işlere aklın ermez. Allah dilerse mukaddes vatanın her yerinde sana ev verilir.'"

"İşte, tarihî hakikatlere otuz beş sene evvel şahid olduğum için, kendi tabirince ölen eski Said, Bediüzzaman'dır diyorum. Bu fıtratta yaratılan bir zat, acaba yirmi seneden beri neden iptilâ imtihanından kurtulamıyor? Acaba mahbeslerdeki bazı sapıkların dinini, imanını min tarafillah tasfiye için mi iptilâya maruz kalıyor?

 "Hükûmetin saadet, selâmeti namına, Türk yurdunda İslâm diyarında, masonluk, bolşeviklikle bihakkın mücadeleye kabil ve kadir bir Bediüzzaman'ın serbest bırakılması, ilminden, faziletinden beşeriyetin istifade etmesi, medenî, cumhurî bir devrin şuur ve idrakine mütenasip olsa gerekir kanaatindeyim.

 "Bu kanaatimi daha ziyade izah, şimdilik zait. Her takdir, hakim ve efendi halkın selâhiyetli büyüklerine aiddir."

 Salih Özcan'ın Hilâl Dergisinin Nisan-Mayıs l960 tarihli 2. cildin l4. sayısında Hulûsî Bitlisî Aktürk'ün Kalender Asrî imzasıyla yazdığı şiiri:

 Said Nursî İçin

Bediüzzaman'dır Said Nursî,
Bitlis, Van beyninde gelmiş dünyaya.
Urfa'da o nurlu asırlık dâhi,
Kadir gecesinde erdi Mevlâ'ya,

Ramazan'dan mâlûm Kur'ân-ı Kerîm,
Kadrini göstermiş arz-ı semâya.
Dünyada esirdi, Cennette hürdür,
Hayatta sadıktı, haklı dâvâya.

Peygamberin ceddi Halilurrahman,
Said'i yükseltir, Arş-ı Âlâya.
İbrahim Halil'e Nemrud'un zulmü,
Tarihen intikal etmiş uhraya.

Bediüzzaman'ı medenî devran,
Neden esir etti, her esirrâya.
Beynelmilel Ağa Han'lar, Gandiler,
Dinde uymuş muydu asrî sevdaya?

Onlar kanaatta serbest yaşadı,
Saik de oldular haklı iğvaya.
Said'e tarikat isnad edenler,
Dönmedir, kapılmış ehl-i havraya.

Yakındır kıyamet şeksiz hesapla,
Sıratlar, mizanlar kaldı ferdaya.
Meryem ismetine şahid Saidi,
Şakîler uğrattı hep iptilâya.

Yüz otuza bâliğ nurlu âsârı,
Yaşar armağandır, bağlı manâya.
Tahtı Türk İslâmın kalbinde sabit,
Said baş eğmezdi zulme, ednaya.

Mücevher tarihle misafir olsun,
Şâhımıza, Hâtem-ül Enbiyaya. *
* Son satır, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin vefat tarihi olmuştur. Vefat, hicrî tarihe göre l379 olup, ebced hesabına göre bu satırın toplamı da l379 çıkmaktadır.

 (Son Şahitler kitabının, birinci cildinden derlenmiştir...)

Paylaş
Yükleniyor...