Block title
Block content

"Hürriyeti su-i tefsir etmeyiniz; tâ elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esareti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın. Zira hürriyet, mürâât-ı ahkâm ve âdâb-ı şeriat ve ahlâk-ı hasene ile tahakkuk ve neşvünemâ bulur…" izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hürriyet, kişinin kendi hukukuna malik olmasıdır. Esaret ise, insanın hukukuna başkasının malik olmasıdır. İnsanın her türlü kayıttan azade olarak hür olması düşünülemez. Zira, insan her şeyden önce Allah’ın kuludur, O’nun emir ve yasaklarına muhataptır. Bundan dolayı “Ben istediğimi yer, istediğimi içerim. Dilediğimi söyler, dilediğim yere bakarım.” diyemez.

İnsan, günah işlemekte hür olamaz. Ayrıca, insan toplum hayatı yaşadığından topluma karşı görevleri vardır.

Fakat, ey göçerler, sizde olanı yarı hürriyettir. Diğer yarısı da başkasının hürriyetini bozmamaktır.(1)

Kişinin hürriyeti sınırlıdır. Bu hürriyetin başkasının hürriyetini engelleme noktasına varmaması gerekir. Yani, insanlar başkalarına zarar vermekte hür değildirler. İslâm, bu vadide daha geniş bir çerçeve çizer. İslâm’da kişinin kendi aleyhine iş görme hürriyeti de yoktur. Yani kendine de zarar veremez.

“Hürriyetin şe’ni odur ki: Ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın.” (2)

Bu vücut, bu ruh, bu akıl, hepsi insana emanettir. Ve insan bu emanetlere hıyanet etme hürriyetine sahip değildir. İnsan, intihar edemez, zira bu can onun şahsî malı değildir. Değil intihar etmek, bir tek parmağını dahi kesemez. Ve yine insan, içki ve uyuşturucu kullanamaz, zira bu aklı o yapmış değildir. Üstad Hazretleri, hürriyet konusunda çok önemli bir noktaya parmak basar:

“Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar.” (3)

Hür olduğunu, dilediği gibi hareket edebileceğini iddia eden bir insan, gerçekte nefsinin esareti altına girmiştir. Nefsi ona kötülüğü emreder; o da bu emre kayıtsız şartsız itaat eder. Bu hürriyet gerçekte, rezil bir esarettir. Yani Allah’a kul olmayan nefsine kul olur ki, Allah nefsimizden mualla ve mukaddestir. Allah’a kul olanlar, başkalarına kul olmaktan kurtulurlar. O’na kulluktan kaçanlar ise, nefis, şeytan gibi nice şeylere kul olma zilletini yaşarlar. Hatta Peygamber Efendimiz (asm), “dinar ve dirheme kul olanlardan” söz eder. Bu, günümüz ifadesiyle paraya kul olmak demektir.

Hürriyet; İslam sınırları içinde ve İslam terbiyesi ile olgunlaştırılırsa, o zaman insanlık için mükemmel bir model ve inkişafa müheyya bir tarla olur. Yoksa baskı ve istibdat, hem insanlık için, hem de İslam alemi için zehir saçan ve gelişime engel bir settir.

Hürriyet ile şeriat birbirine kuvvet verip, birbirini inkişaf ettiren iki dinamik, iki müşevviktir. Hal böyle iken hürriyet kavramını batının kucağına atıp, muzır bir düşman gibi göstermek, istibdada uşaklık etmekle eşdeğerdir. Yaşasın şeriat ile edeblenmiş hürriyet, demek lazımdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar

(2) bk. a.g.e.

(3) bk. Hutbe-i Şamiye, Reddü'l-Evham

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Divan-ı Harb-i Örfî | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3229 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...