Block title
Block content

"Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbupları adedince mânevî cerihalar oluyor." Kalbin masivadan alakayı kesmemesi nasıl oluyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kalbin mecazi sevgililerden ilgi ve alakasını kesmesi, ancak ilahi marifet ve ilahi aşk ile mümkündür. Yani insanın kalbinde Allah’ın marifeti ve bundan mütevellit ilahi aşk hakim ve kökleşmiş ise, mecazi aşklar orada barınamaz. Zira bir kalpte iki aşkın kendi özü ile barınması muhaldir. Nasıl bir mekanda aynı anda hem ışık hem karanlık içtima edemiyor ise, insanın kalbinde de hem Allah aşkı hem de mecazi aşk beraber bulunamaz.

Kalbimizde ilahi aşkın olup olmadığını anlamanın asgari yolu, Allah’a olan itaat ve isyandır. Yani Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından kaçıyor isek, onu seviyoruz demektir; yok günah ve isyan içinde isek onu sevmiyoruz demektir.

Mesela faiz yiyorsak, parayı Allah’tan daha çok sevdiğimiz sabit olur. Ya da paraya gönlümüzü kaptırmışız demektir. İlahi aşkla yanan birisinin bırak faiz yemeyi helal paraya bile tamahı olmaz. Daha örnekleri çoğaltmak mümkündür. Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak deniliyor: 'Eğer güneş çıksa gündüz olacak.' Müsbet netice için denilir: 'Güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür.' Menfi netice için deniliyor: 'Gündüz yok. Öyleyse netice veriyor ki, güneş çıkmamış.' Mantıkça, bu müsbet ve menfi iki netice katîdirler."

"Aynen böyle de şu âyet-i kerime der ki: Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder."

"Evet, Cenâb-ı Hakka imân eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur."(1)

Tabi bir de Allah’ı asgari sevmenin dışında, kalbin kemali ile Allah’a aşık olmasının dereceleri vardır ki, bunu ölçmek letafet ve derinlik ister. İmam Rabbani Hazretlerinin ilahi aşkı ile Hazreti Ebu Bekir (ra)’in Allah’a olan aşkı arasında azim bir fark vardır. Bu iki aşk arasındaki miyarı ya da azlığı çokluğu ölçmek veya takdir etmek ancak Allah’a mahsustur. Bizim gibi avam insanlar bu aşkı ancak asgari standartlar ile ölçebilir ki buna yukarıda bir nebze değindik.

Kalbin fani olan mahluklara aşık olması kalbin manevi bir hastalığıdır, hatta kalbi bir şirktir. Zira Allah kalbi insana sadece kendisini sevmemiz için tahsis etmiştir. Biz bu tahsise ihanet ederek farklı şeylere aşık olursak elbette bu Allah katında makbul ve caiz olmaz.

"Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur."(Rad, 13/28)

ayetinde de ihtar ve ikaz edildiği gibi, insan kalbini tatmin edip doyuracak tek maşuk tek mahbub Allah’tır.

Bu sebeple kalbimize giren bu kir ve pasları temizleyip Allah aşkına yanmamız gerekir. Yoksa insanın fani aşklar içinde boğulup imtihanı kaybetme riski çok fazla olur. Hazreti İbrahim (as) gibi  “La uhubbül afilin” (Fani şeyleri sevemeye değmez) deyip, mecazi aşklardan kalbimizi ve gönlümüzü arındırıp kurtarmalıyız.

Kalbi mecazi aşklar ile meşgul olan bir insanın, iman ve samimiyeti kemallik noktasından noksan ve zayıf olur. Belki bu hal amelleri ve ibadetleri iptal etmez lakin ibadetler suni ve noksan olur. Aşk ve muhabbet marifet ve imanın bir neticesi olmasından dolayı bizim yapacağımız en öncelikli şey iman ve marifet noktasından terakki etmektir. Bu zamanda sağlam imanı ve hakiki marifeti Risale-i Nurlar kemali ile vermektedir. Risale-i Nurlar ile çokça meşgul olursak, inşallah bu kalbi ve manevi hastalıklar şifa bulur. 

(1) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...