Block title
Block content

"Hususi bir yere bakmayan ve imanî hakikatler gibi umum kâinata bakan nefiyler, inkârlar -zâtında muhâl olmamak şartıyla- ispat edilmez..." ifadesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir şeyin yokluğu iddia edildiğinde, bu inkârın ispat edilebilmesi için iki yol vardır:

Birisi, o şey hususî bir yere bakıyorsa, yani belli bir mekânla ilgili ise, o yerin aranıp taranması ve her köşesinin gezilmesiyle “o şeyin o yerde olmadığını” göstermektir. Diğeri de o şeyin varlığının imkânsız olduğunu ispat etmektir. Bir şeyin varlığı muhal ise, bir arama ve taramaya gerek kalmaz. Muhal olduğunun ispat edilmesiyle onun yokluğu da ispat edilmiş olur.

Her iki yol için de birer örnek verelim:

“Bu evde bilgisayar yoktur.” diyorsak, bu inkârımız hususî bir yere baktığı için, evin tamamını gezip dolaştığımızda bilgisayara rastlamazsak iddiamızı ispat etmiş oluruz. Ama “Sayılar âleminde sonsuzdan büyük bir sayı yoktur.” sözümüzde böyle bir ispata gerek duyulmaz. Çünkü sonsuzdan büyük bir sayının bulunması muhaldir. Dolayısıyla, bizim böyle bir sayı bulmak için sayılar âlemini gezip dolaşmamız da gerekmez.

İman hakikatlerinden birini, meselâ melekleri inkâr eden bir adamın, bu inkârını ispat edebilmesi için her iki yol da kapalıdır. Çünkü bu inkâr hususî bir yere bakmamakta, melekler tümüyle inkâr edilmektedir. Yani, “Şu yahut bu yerde melek yok.” denilmemekte, o canlı türü tümüyle inkâr edilmektedir. Dolayısıyla bu inkârın ispatı için birinci yol kapalıdır.

Tek yol, “melaikelerin varlığının zatında muhal olduğunu” ispata kalmıştır. Bu tez de ispat edilemez. “Yemeyen, içmeyen ve bütün vazifesi Hakk’ı tespih etmek olan” bir varlık türünün bulunması niçin muhal olsun? Canlılar âleminde bu gerçeğin sonsuz denecek kadar çok delilleri, örnekleri var.

Hayvanlar âleminin, görünen bedenleri yanında bir de görünmeyen ruhları mevcut. Bu ruhlar da ne yer, ne içerler, ama vardırlar. Bütün bu ruhlar da isyansızdır ve kendilerine verilen görevi aksatmadan yerine getirirler. Cansızlar alemine gelince, onların da yiyip içmedikleri ve kendilerine İlâhî hikmetle yüklenen görevleri hiç aksatmadan yerine getirdikleri açıkça görülüyor.

Bu iki tip isyansız varlığı yaratan Allah, bir üçüncü türü de yaratabilir. Yani hem görünmeyen, hem de şuur ve irade sahibi olup kendilerine verilen vazifeyi eksiksiz yerine getiren bir başka canlı türü yaratılabilir.

Bunun akıl kabul etmeyecek bir tarafı yoktur ve böyle bir varlık türünün mevcut olması “muhal” değildir.

Demek oluyor ki, melekleri inkâr konusunda her iki yol da çıkmaz sokaktır.

Bir diğer iman rüknü olan ahiretin varlığı da zatında muhal değildir; onun da yokluğu iddia edilemez. Ahiret, bu dünyadan sonraki âlem demektir. Bir şehri geçtikten sonra yeni bir şehre giren, bir mevsimin bitimiyle yeni bir mevsimin başladığını gören insan, bu dünya hayatının sona ermesiyle yeni ve ebedî bir hayatın başlayacağını muhal göremez. İnkârın bu şıkkı ahiret için de geçerli değildir.

Kaldı birinci şık. Bu şıkka göre, “ahiretin olmadığının” ispat edilebilmesi için dünya hayatının sona ermesi, kâinatın yıkılması ama yerine bir başka âlemin kurulmaması ve bunu gören inkârcının da, müminlere “Bak gördünüz mü, dünyanın kıyameti koptu ama yeni bir âlem de yaratılmadı.” demesi gerekiyor. Bunun da muhal olduğu açıktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

bakiduman
Abi çok güzel izah etmişsiniz Allah üstadımızdan da sizlerden de razı olsun.Amin.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...