Block title
Block content

Hz. Azrail'in kendi ruhunu kabzedeceği söyleniyor. Risale-i Nur'da ruhun baki oluşu anlatılıyor. Bu ikisi çelişmiyor mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Meleklerin de ruhtan başka ve ayrı birer vücutları ve kalıpları vardır. Bu sebeple ölüm onlara geldiği zaman ruhları değil, vücutları ve kalıpları ölecektir.

Meleklerin de nurani ve misali cesetlerinin olduğunu Üstad Hazretleri şu şekilde ifade ediyor:

"Bu mesleğe göre, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma değil, belki Azrâil'in bir avenesinin misalî cesedine, fıtrî celâletine ve hulkî celâdetine ve Cenâb-ı Hakkın yanında nazdar olmasına binaen, ona bir tokat aşk etmek gayet makuldür."

"İşte bu mesleğe binaen, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâmın her ferde müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın Hazret-i Azrâil Aleyhisselâma tokat vurması, -hâşâ- Azrâil Aleyhisselâmın mahiyet-i asliyesine ve şekl-i hakikîsine değil ve bir tahkir değil ve adem-i kabul değil; belki vazife-i risaletin daha devamını ve bekasını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur."(1)

Azrail (as)’in kendi nuraniyetine ve letafetine uygun ve  mahsus bir cesedinin ve gözünün olduğuna şu hadiste işaret ediyor:

"Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâmın gözüne tokat vurmuş."(2)

Azrail (as) canlı varlıkların ruhunu kabzetmekle görevlidir. Bütün insanların ve can sahiplerinin ruhlarını Allah'ın izniyle kabzettikten sonra, Allah'ın emriyle kendi ruhunu da kabzedecektir. En sonunda kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider. Şu hâlde her can, ölümü tadacaktır. Allah, Azrail’e (as) ruhları kabzetme görevini tevdi etmiştir. Bu Allah’ın takdiridir.(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, İkinci Mesele.

(2) bk. Buharî, Cenâiz, 69, Enbiyâ, 31; Müslim, Fedâil, 157, 158; Nesâî, Cenâiz, 121; Müsned, 2/269, 315, 351.

(3) bk. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetname. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Maksat, Birinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4362 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

mesece
Esselamu Aleykum Evvela: Sual soran kardeşimizin tam olarak meramını anlatamadığını düşünüyorum. Zira sualin iki cümlesi tamamen birbirinden farklı hususları konu edinmektedir. Bir canlının ister melek ister insan olsun ruhlarının kabzedilmesi ruhun baki oluşuna münafi değildir. Nasıl ki insan ruhunun kabzedilmesi ile sadece bedeni ölüme ve bir nevi tabir yerinde ise "yokluğa" maruz oluyor. fakat bu kabz-ı ervah sonrası ruh daha serbest bir hale gelerek beden yükünün ağırlığından ve bir nevi hapisten kurtularak başka alemlere pervaz ediyor. Öyle de melekler dahi o nurani varlıklarıyla bizim belki de mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde kabz-ı ervah sırasında bizdeki cisim ve bedene karşılık gelebilecek bir tarz-ı hayattan farklı bir aleme geçebilir. Eğer böyle bir şey vuku bulacaksa Azrail aleyhisselamın kendi ruhunu kabzetmesi, ruhunun yokluğa gitmesi anlamına gelmiyor. Ruhun baki oluşu nurlarda değişik vesilelerle kesin-kat'i bir dille ifade edilmekte ve gerekçeleri de gayet mantıki ve isabetli bir tarzda sıralanmaktadır. Onbeşinci Mektupta "Herşey helâk olup gidicidir-Ona bakan yüzü müstesnâ." ayetiyle ilgili olarak verilen cevaba bir kez daha dikkatle baktığımızda "Allah için yaşayan, Allah için yürüyen-konuşan-oturan-kalkan-hizmet eden temiz-saf-altın gibi ruhların bir an dahi helaka-yokluğa maruz kalmayacakları ... çok rahat anlaşılabilir şöyle ki: Bu âyetin âhirete, Cennete, Cehenneme ve ehillerine şümulü var mı, yok mu? Elcevap: Şu mesele, pek çok ehl-i tahkik ve ehl-i keşif ve ehl-i velâyetin medar-ı bahsi olmuş. Şu meselede söz onlarındır. Hem de şu âyetin çok genişliği ve çok merâtibi var. Ehl-i tahkikin bir kısm-ı ekseri demişler ki: "Âlem-i bekaya şümulü yok." Diğer kısmı ise: "Âni olarak onlar da az bir zamanda bir nevi helâkete mazhar olurlar. O kadar az bir zamanda oluyor ki, fenâya gidip gelmiş hissetmeyecekler." Amma, bazı müfrit fikirli ehl-i keşfin hükmettikleri fenâ-yı mutlak ise, hakikat değildir. Çünkü, Zât-ı Akdes-i İlâhî madem sermedî ve daimîdir; elbette sıfâtı ve esmâsı dahi sermedî ve daimîdirler. Madem sıfâtı ve esmâsı daimî ve sermedîdirler; elbette onların aynaları ve cilveleri ve nakışları ve mazharları olan âlem-i bekadaki bâkiyat ve ehl-i beka, fenâ-yı mutlaka, bizzarure, gidemez. Kur'ân-ı Hakîmin feyzinden şimdilik iki nokta hatıra gelmiş; icmâlen yazacağız. Birincisi: Cenâb-ı Hak öyle bir Kadîr-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda oradan çevirir. Hem adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü bir ilm-i muhît var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın. Daire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i haricîdir ve vücud-u ilmîye perde olmuş bir ünvandır. Hattâ, bu mevcudat-ı ilmiyeye, bazı ehl-i tahkik "a'yân-ı sâbite" tabir etmişler. Öyleyse, fenâya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mânevîye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fâni olanlar, vücud-u haricîyi bırakıp, mahiyetleri bir vücud-u mânevî giyer, daire-i kudretten çıkıp daire-i ilme girer. İkincisi: Çok Sözlerde izah ettiğimiz gibi, herşey, mânâ-yı ismiyle ve kendine bakan vecihte hiçtir; kendi zâtında müstakil ve bizatihî sabit bir vücudu yok. Ve yalnız kendi başıyla kaim bir hakikati yok. Fakat Cenâb-ı Hakka bakan vecihte ise, yani mânâ-yı harfiyle olsa, hiç değil. Çünkü onda cilvesi görünen esmâ-i bâkiye var. Mâdum değil; çünkü sermedî bir vücudun gölgesini taşıyor. Hakikati vardır, sabittir, hem yüksektir. Çünkü mazhar olduğu bâki bir ismin sabit bir nevi gölgesidir. Hem insanın elini mâsivâdan kesmek için bir kılıçtır ki, o da, Cenâb-ı Hakkın hesabına olmayan fâni dünyada, fâni şeylere karşı alâkalarını kesmek için, hükmü, dünyadaki fâniyâta bakar. Demek, Allah hesabına olsa, mânâ-yı harfiyle olsa, liveçhillâh olsa, mâsivâya girmez ki, ............ kılıcıyla başı kesilsin. Elhasıl: Eğer Allah için olsa, Allah'ı bulsa, gayr kalmaz ki başı kesilsin. Eğer Allah'ı bulmazsa ve hesabıyla bakmazsa, herşey gayrdır. ........................ kılıcını istimal etmeli, perdeyi yırtmalı, tâ Onu bulmalı. Said Nursî
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...