Block title
Block content

İbn-i Sina gibi hikmet dehasının haşir meselesini aklen idrakten aciz kalmasının sebepleri nelerdir? Bizlerin küçücük akıl ve muhakememizle, İbn-i Sina’nın aciz kaldığı haşir konusunu anlamamızın sebepleri üzerinde durur musunuz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İbn-i Sina birkaç yönü olan dâhi bir insandır. Gençlilğinde medrese tasilini tamamlar, daha sonra tıp ilminde derinleşmeye başlar ve büyük bir tabip olur. Onun en meşhur yönü ise ileri seviyede bir felsefeci olmasıdır. İbn-i Sina felsefeye fazla daldığı ve insan aklına gereğinden çok fazla önem verdiği içindir ki, metafizik konuları da yine aklın mizanına vurmaya kalkışmış, bunlardan birisi olan “diriliş” hadisesine de yine akıl rehberliğinde bakmıştır. Eğer, diriliş konusuna haşirle ilgili aklî deliller ortaya koyan ayetlerin ışığında baksa ve bu ayetlerin tefsirine yönelseydi, o büyük dehasıyla bu hakikati bulmakta gecikmeyebilirdi. Ancak, aklı esas aldığı, vahyin haberlerini de yine akılla tartmaya kalkıştığı için bu konu üzerinde derinleşme yolunu tutmamış, “İman ederiz, ancak akıl bu yolda gidemez.” diyerek kolay yolu tercihi etmiş, bu çok önemli iman rüknüne gerekli önemi vermemiştir.

“Maddiyata tevağğul edenin maneviyatta gabileşmesi”  gerçeği onda da hükmünü icra etmiş ve o felsefe dahisini, iman ve marifet sahasında, ami bir müminin çok gerilerinde bırakmıştır.

Bizlerin bu konuyu rahatlıkla nasıl anlayabildiğimiz meselesine gelince, bunun sebebini Üstad'ın şu enfes cümlesinde bulabiliriz:

“Fikrin sönük ise; Kur’anın güneşi altına gir. İmanın nuruyla bak ki: Yıldız böceği olan fikrin yerine her bir ayet-i Kur’an, birer yıldız misüllü sana ışık verir.” (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf).

“Bir fende dâhi olan kimsenin bir başka fende ami ve tufeyli olabileceği” hükmünce, İbn-i Sina;  tıp ve felsefe sahalarında dâhi de olsa, iman ve akait konusunda söz sahibi olamamış,  Kur’an'ın güneşi altına giren ami bir mümine yetişememiştir.

“İşte felsefenin şu esasât-ı fasidesinden ve netâic-i vahîmesindendir ki: İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dahiler, şa’şaa-i sûriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdî bir mü’min derecesini ancak kazanabilmişler. Hattâ, İmam-ı Gazalî gibi bir Hüccet-ül İslâm, onlara o dereceyi de vermemiş.” (Sözler, Otuzuncu İkinci Söz)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hatime | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 4893 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...