Block title
Block content

İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dahi olan bu alimler, nasıl oluyor da vahyin nurlu yolundan ziyade akıl yolunu seçmişler? İslam alimleri neden Yunan felsefesiyle uğraşmak zorunda kalmış?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, felsefenin şu esâsât-ı fâsidesinden ve netâic-i vahîmesindendir ki, İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdi bir mü’min derecesini ancak kazanabilmişler."(1) 

İslam hükemasını felsefeye çeken  faktörlerden birisi,  felsefenin insan egosunu ve süfli arzularını tatmin etmesindendir. Felsefe insanı haddinden fazla makamlara uçurduğu için, nefis bu halden büyük keyif alıyor ve felsefeye karşı bir ilgi oluşuyor. Ekseri filozofların inkarcı ve hazcı olması bu yüzdendir.

Felsefe zahiren mutantan, batınen kof bir yoldur. Yani görünüşte ve surette tantanası ve süslü ifadeleri çoktur, ama özde ve içyüzünde ise koca bir hiçtir. Felsefenin koca bir hiç olduğu insanlığa sunmuş olduğu fikirlerin ve sistemlerin çökmesinden anlaşılıyor. Ama felsefenin zahiri çekiciliği bir çok İslam hikmetçisini kendine çekmeyi başarmıştır.

Kur’an, sahabe ve tabiin döneminde çok iyi anlaşılıyor ve tam bir rehberdi. Araplar kapalı bir toplum olduğu için zihinleri ve anlayışları bakirdi, gözlerini sadece Kur'an’da açtılar ve bütün akıl ve hissiyatı ile ona yapıştılar. Kur’an onlar için her hususta tam bir modeldi. Ama daha sonra İslam’ın fetihler ile genişleyip büyümesi sonucu farklı kavim ve örflerin İslam’a girmesi ve Yunan felsefesinin Arapçaya tercüme edilmesi sonucu o eski anlayış gitti ve zihinler müşevveş bir hal aldı.

Artık Kur’an sahabe ve tabiin dönemindeki gibi tam anlaşılamıyordu. Zihinler dağıldığı için, Kur’an mana itibari ile kapanmış, müminlerin inancı tahkikten taklide dönüşmüştü. Bu taklit ve gabileşme marazına İslam alimleri çok çare ve metotlar aramışlar, ama tam manası ile başarılı olamadıkları için tasavvuf ve tarikat akımı başlamıştır.

Bu taklit sürecinde bir çok zihin ve beyin Yunan felsefesinden medet umarak o mesleğe girmişlerdir. Bunun neticesinde Mutezile mezhebi ortaya çıkmıştır.

Mutezile, itikadi ve fikri bir mezhep olup, ilk olarak tabiin döneminde ortaya çıkmıştır.  Kelam ilminde Ehl-i sünnetin en büyük rakibi Mutezile mezhebidir ki, Mutezile mezhebinin daisi ve membaı Yunan felsefesidir. Yani Mutezile köken ve metodoloji olarak felsefi bir akımdır, denilebilir. Hatta günümüzün ifadesi ile rasyonalist bir ekoldür. Aklı vahyin önüne geçirerek, vahyi akla tabi yapan bir akımdır. "Vahiy ile akıl tearuz ederse, vahiy akla göre tevil ve tabir edilir." görüşünü savunurlar. Bu temelden hareket ettikleri için, bütün imana ve İslam’a dair konuları felsefe eksenli akıl ile halletmeye çalışmışlar. İslam aleminde sosyal, siyasi ve itikadi bir çok müspet ya da menfi izler bırakmışlardır.

Ehl-i sünnet ekolü, bu bidat fırkasının menfi tahribatlarını tamir etmek için kelam ilmini tedvin etmiştir. Öyle ki, Ehl-i sünnetin en büyük imamlarından olan İmam Eşari bile kırk yıl Mutezile mezhebine mensup olarak yaşamıştır. Daha sonra hocası Vasıl bin Ata ile girdiği münazara neticesinde, bu mezhebin yanlış ve batıl olduğunu idrak edip Ehl-i sünnet tarafına geçerek Eşari ekolünü kurmuştur. Bu olay bile Mutezilenin İslam aleminde bir dönem ne kadar etkili ve tahripkar olduğunu gösterir.

Yine  Emevi ve Abbasi halifelerinden bazıları bu mezhebe meylettiği için, bir dönem bu mezhep siyasi otoriteyi de arkasına alıp Ehl-i sünnet büyüklerine büyük mihnet ve zulümler de uygulamıştır. Ahmet İbn-i Hanbel bu mezhebin batıl fikirlerine direndiği için mihnet denen meşhur olaya maruz kalmıştır.

Bidat fırkaları içinde Ehl-i sünnete karşı en sistematik ve en ilmi rakip Mutezile mezhebidir. Bu sebeple kelam kitaplarında muhatap olarak bu mezhep nazara alınır. Gerçi şu anda bu mezhebi sistematik bir şekilde savunan bir cemaat ya da ekol yoktur. Lakin onların bazı yanlış ve batıl fikirleri, halen farklı elbiseler ve üsluplar ile toplum içinde geziyorlar. Özellikle kader ve günah ile ilgili fikirler halen toplum içinde farkında olmadan dillendirilebiliyor.

Yunan felsefesi ve onun mahdumu olan Mutezile mezhebi, İslam aleminde İbn-i Sina ve Farabi gibi İslam filozoflarının çıkmasına hem sebep olmuşlar, hem de zemin ihzar etmişlerdir. Bunların mukabilinde de İmam Gazali gibi İslam alimleri bulunmuştur. O zamanda felsefe ile mücadelede en büyük pay  İmam Gazali'nindir. İmam Gazali, İbn-i Sina ve Farabi gibi İslam filozoflarını tekfir  etmiştir.

Hasılı, İslam filozoflarının felsefeye olan ilgisini sadece şahsi ilgi ya da savunma yapayım derken içine düşme şeklinde izah edemeyiz. 

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
Aslında hep bilinene şeyleri söylemişler ama etkileyici bir dil ve üslupla söylemişler. Birde ilginç olan 5 çocuğunu sokağa terkeden Jean Jacques Rousseau çocuk terbiyesi ve aile kavramıyla ilgili kitap yazmış.Ne güzel felsefeci.??? Şaşaalı sözlerden bir kaç misal: "Hayata yapılacak o kadar çok hata varki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok" (SARTRE) "Bütün günler ölüme gider, son gün varır." (Montaigne)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ihlasnur

Bence temel mesele mutezile anlayışıyla gitmiş olmaları yani rasyonalizm akımına kapılmış olmaları sebebiyle her şeyi akıllı çözmeye çalışmış olmaları sebebiyle

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...