Block title
Block content

İbni Sina ve Farabi ile ilgili; "Teşebbüh-ü bil-vacip deyip şirk derelerine düşmüş olabilecekleri..." ile "Adi bir mü'min derecesini ancak kazanabildikleri..." ifadelerini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hattâ, silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflâtun ve Aristo, İbn-i Sina ve Farabî gibi adamlar, 'İnsaniyetin gayetü'l-gayâtı teşebbüh-ü bi'l-Vâcibdir, yani Vâcibü'l-Vücuda benzemektir.' deyip firavunâne bir hüküm vermişler. Ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok envâ-ı şirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderiç olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp ubudiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar."(1)

Teşebbüh-ü bi'l-Vâcib, yani Vacibü’l-Vücut olan Allah’a benzemek terkibinde sarih ve açık bir şirk unsuru yoktur. Lakin şirke ve küfre yol açacak, insanı benlik ve kibre sevk edecek unsurları havidir bu terkip. Üstad'ın ibarelerinde onların açık bir şekilde şirke girdikleri manası anlaşılmıyor. Sadece esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi şirk ve küfür fırkalarına fikri bir zemin ve onlara bir kapı araladığını vurguluyor. Yoksa her ikisini aynı kefeye koymuyor. Ama bu zatların açmış olduğu bu fikri kapıyı kullanıp şirke ve küfre düşen çok fırkalar ortaya çıkmıştır. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak ile hiçbir yönle mahlukata kıyasa gelmeyen Allah’a benzemek arasında çok azim fark var. İşte bu filozoflar bu noktada yanılmışlardır.

"İşte, felsefenin şu esâsât-ı fâsidesinden ve netâic-i vahîmesindendir ki, İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Farabî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdi bir mü'min derecesini ancak kazanabilmişler. Hattâ, İmam-i Gazalî gibi bir Hüccetü'l-İslâm, onlara o dereceyi de vermemiş. Hem mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mutezile imamları, ziynet-i surîsine meftun olup o mesleğe ciddî temas ederek aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi' bir mü'min derecesine çıkabilmişler. Hem üdeba-yı İslâmiyenin meşhurlarından, bedbinlikle maruf Ebu'l-Alâ-i Maarrî ve yetimâne ağlayışıyla mevsuf Ömer Hayyam gibilerin, o mesleğin nefs-i emmâreyi okşayan zevkiyle zevklenmesi sebebiyle, ehl-i hakikat ve kemalden bir sille-i tahkir ve tekfir yiyip 'Edepsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz.' diye zecirkârâne tedip tokatlarını almışlar."(2)

Burada ise Üstat; İbn-i Sina ve Farabî gibi İslam filozoflarının itikadi açıdan hükümlerini veriyor. Üstat bu zatları İslam’ın dışında görmüyor. Ama iman ve itikat yönünde de ami ve basit bir mertebelerinin olduğunu söylüyor. Bunun sebebi ise akıllarına itimat edip vahiy ve sünnetin rehberliğine tam itaat etmemeleridir. Tıpkı ateş böceğinin kendi küçük ışıkçığına güvenip, güneşin ışığına iltica etmeyerek, zifiri bir karanlığa mahkum olması gibi.

Üstat İmam Gazalinin içtihadına mukabil, karşı bir içtihat ortaya koymuştur. İmam Gazali bu zatları iman açısından tekfir ediyor. Üstat ise "ami bir mümin derecesinde" diyor. Aralarında bir içtihat farklılığı vardır. Bu da o zatların sarih ve açık olarak şirke düştükleri tezini çürütür. Zira üzerinde ittifak sağlanamamış bir şey muhkem ve sarih olamaz. Bu da bu zatların itikadının içtihada kabil bir konu olduğunu gösterir bir vesikadır. Dolayısı ile Üstad'ın iki ibaresi arasında bir tenakuz ve çelişki söz konusu değildir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat, İkinci Vecih
(2) bk. a.g.e.

İlave bilgi için tıklayınız:

"İbni Sina ve Farabi gibi dahiler, şaşai surisine meftun olup, o mesleğe aldanıp, o mesleğe girdiklerinden adi bir mümin derecesini ancak kazanabilmişler..." İbni Sina'yı ve Farabi'yi çok büyük zatlar bilirdik, öyle değil mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...