"İçtihadıyla yaptığı tafsilat ve tasviratı ya vazife-i risalet noktasında ulvi kuvve-i kutsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı amme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder." Vazife-i risalet ve beşeriyet noktasındaki fark nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada hadislerin menşe olarak kısımları izah ediliyor. Bazı hadisler var ki manası ve tasviri peygamberliğin yüksek haline uygun bir şekilde izah edilirken -ki bu cihetle hadisin belagatı çok ulvi ve yüksek oluyor- bazı hadisler de muhatabın seviyesine göre tasvir edildiği için, belagatı ve seviyesi diğerine nisbetle zayıf ve sönük düşüyor. Bu tarz hadislerin belagat noktasından zayıf ve sönük olması -haşa- Hazret-i Peygamber (asm)'dan değil, muhatabın seviyesinden dolayıdır.

Mesela, bir profesör kendi meslektaşları ile konuşurken gayet yüksek ve ilmi bir seviyede konuşur, ama ilkokul mezunu bir kişi ile konuştuğu zaman onun seviyesine göre konuşur. Bu konuşma kendi makamındaki ulvi ifadelerine göre daha aşağı bir mertebedir ve ona göre çok basit ve sönüktür.

Üstad Hazretleri bu hakikati zaten bahsin devamında şu şekilde izah ediyor:

"İşte, her hadiste, bütün tafsilatına vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvi âsârı aranılmaz. Madem bazı hadiseler mücmel olarak, mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumi cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihâta ve müşkülâta bazen tefsir lazım geliyor, hatta tabir lazım geliyor. Çünkü bazı hakikatler var ki, temsille fehme takrib edilir."

"Nasıl ki, bir vakit huzur-u Nebevide derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: 'Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp şimdi cehennemin dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür.' Bir saat sonra cevap geldi ki, 'Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp cehenneme gitti.' Zat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın beliğ bir temsille beyan ettiği hadisenin tevilini gösterdi."(1)

Bunun dışında ahir zamanla alakalı müteşabih hadisler buna misal olarak verilebilir. Bilhassa Beşinci Şua'da izah edilen hadisler buna güzel bir misaldir.

"BİRİNCİ MESELE"

"Rivayette var ki, 'Ahir zamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyanın eli delinecek.'

"Allahu a'lem, bunun bir tevili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, 'Filân adamın eli deliktir.' Yani çok müsriftir."

"İşte, 'Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder.' diye bu hadis ihtar ediyor; 'İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer.' diye haber verir."

"İKİNCİ MESELE"

"Rivayette var ki, 'Ahir zamanın dehşetli bir şahsı sabah kalkar, alnında "Hâzâ kâfir" yazılmış bulunur.' "

"Allahu a'lem bissavab, bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah ihtida eder; daha herkes -yalnız istemeyerek- onu giymekle kâfir olmaz."(2)

Dipnotlar:

1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Dördüncü Nükteli İşaret.

2) bk. Şualar, Beşinci Şua, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...