"İfâ-yı vaad ise hem bize, hem her şeye, hem kendisine, hem Saltanat-ı Rububiyetine pek çok lâzımdır." cümlesinde hem kendisine, hem Saltanat-ı Rububiyetine lüzumu konusunu açar mısınız? Buna ihtiyaç olabilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada geçen “kendisine” kelimesini “esmâ-i İlahiye” olarak anlamamız gerekiyor. Zira Ğaniyy-i Mutlak ve Samed olan Allah’ın Zât’ı hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi, Zâtî isimleri de öyledir. Yani, Ehad, Vahid, Kadîm, Bâki gibi isimleri için de mahlûkatın olup olmamaları arasında fark yoktur.

Ancak Halık Rezzak gibi fiili isimlerin ve Latif, Kerim gibi şuunata taalluk eden isimlerin tecelli istemeleri onların mahiyetlerinin muktezasıdır, bir ihtiyaç olarak düşünülmemelidir.

“Hem esma-i İlahiyenin iktiza ve istilzam ettikleri hâlâtı gösteriyor ki mesela Rahîm ismi şefkat etmek ister, Rezzak ismi rızık vermek iktiza eder, Latîf ismi lütfetmek istilzam eder.” Mektubat

Saltanat-ı Rububiyet, bütün âlemleri ancak Allah’ın terbiye ettiğini ifade eder. “İnsan kâinat ağacının en son ve en mükemmel meyvesi” olduğundan, bu kâinattaki terbiye fiilleriyle insanın çok yakın ilgisi vardır. Yine insanın mahiyeti itibariyle ebedîyetle de alâkası vardır.

“.. Bu insan ebed için halkedilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar salonudur.” (Sözler)

Arza halife olarak yaratılan insana, iman ve salih amel şartıyla cennet vaad edilmiştir. Bu va’din yerine getirilmesini saltanat-ı Rububiyet iki cihetle ister:

Birisi: Bu risalenin başında ifade edildiği gibi, her saltanat kendisine hizmet edenlere mükâfat, isyan edenlere de ceza vermek ister.

Diğeri ise, bu âlem insan için yaratılmıştır. İnsanların itaatleri mükâfatsız, isyanları cezasız kalırsa bu dünyadaki harika nizam hiçliğe hizmet etmiş olur ve bu sonsuz hikmetlerin hepsi abesiyete inkılab ederler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...