Block title
Block content

İhlas risalelerinde verilen düsturlar çok radikal değil mi? Rızayı İlahi dışında hiçbir şey maksat yapılmıyacak, deniyor. Çok hadis-i şerifte Peygamberimiz bir hayırdan dolayı gelecek sevabı, hatta dünyevi faydasını söylediği de olmuştur.

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dua ve virdler, birer kulluk vazifesidir. İhtiyaç ve menfaatler ise bu dua ve virdlerin vaktinin geldiğini gösteren alamet ve işaretlerdir. Yoksa bu ihtiyaç ve menfaatler hakiki anlamda dua ve virdlerin  okunma gerekçesi ve sebepleri değildirler. Şayet bir kişi sadece maddi ve manevi menfaat umarak bu duaları ve virdleri okursa, bu Allah katında makbul olmaz. Ve o dua ve virdlerin çok özelliklerini ve tesirlerini de göremezler ve görmeye de hakları yoktur.

Nasıl akşam vakti akşam namazının girdiğine bir alamet ve işaret  ise, ihtiyaç ve sıkıntılar da bu vird ve duaların okunma vaktinin geldiğine işaret eden levhalar ve alametler hükmündedir. Yağmursuzluk yağmur duasının vakti ve alametidir. Bu niyet ile okunan dualar neticesinde Allah sıkıntı ve musibeti başımızdan alırsa, bu da onun fazl ve keremidir, şükre bir kapıdır.

Böyle dua ve virdlerin maddi ve manevi menfaatleri olması haktır ve zayıfları teşvik ve tervic etmek içindir. İnsanların ekserisi avam olmasından dolayı Allah, bu gibi dua ve virdlere bir teşvik ve bir tervic olmak için  bazı maddi ve manevi hediyeler ve menfaatler takmıştır. Lakin bu hediye ve menfaatler dua ve virdlerin okunmasında hakiki gerekçe ve sebep yerine geçerse, yani Allah için değil de, sırf  maddi ve manevi menfaat için yapılırsa, o zaman o dua ve virdlerin  makbuliyeti ve özelliği kaçar, neticesini göremeyiz.

Niyetimizin içinde duaların maddi menfaati galip ise, bu niyet bozuk sayılır ve Allah indinde kabul görmez. Şayet niyetimizde Allah rızası ve hoşnutluğu galip, diğer maddi ve manevi menfaatler ona tabi ise, sırf nefsi teşvik ve terviç için maddi ve manevi menfaatler düşünülüyor ise bunda bir sakınca olmaz.

 İnsanın mahiyetinde ruh, kalp ve latifelerin dışında heva ve nefis gibi süfli cihazlar da vardır. Ruh ve kalp ancak Allah rızasına teslim olup onun ile mutmain olur, ama nefis ve heva maddi ve süfli menfaatler ile aldanır ve ona teslim olur.

Nasıl bir konağa misafir, atı ile geldiği zaman, misafir güzel bir odaya davet edilir, atı ise ahıra gönderilir ve  misafirin hatırı için ata yem verilir. Aynı şekilde insanın mahiyetindeki ruh ve kalp gibi nurani ve latif hissiyatlar misafir mesabesinde iken, nefis ve heva at mesabesindedir. Ruh ve kalp ihlas ile beslenirken, nefis ve heva maddi ve manevi hediyeler ile beslenip teşvik olunur. Meseleye böyle bakabilirsek, dua ve virdlerin maddi ve manevi menfaatlerini nefis ve hevanın ikna ve tatmininde böyle kullanabiliriz. Ancak kalp ve ruh maddi menfaatleri kabul etmez, onun tek tatmin yolu rıza ve ihlastır.  

Özetlersek; Risale-i Nur’da, hayra takılan sevap ya da dünyevi neticeler inkar edilmiyor. Sevap ve dünyaya bakan neticeler, zayıfları hayra teşvik etmek ve nefsi hayra yatıştırmak sadedine kullanılmalıdır, denilerek ihlasın hakiki tanımı yapılıyor.

İkinci sorunuz cevap olarak; Risale-i Nur'da  cennetle müjdelemek cehennem ile ürkütmek tarzının az bulunmasının sırrını Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor:

"Kur'ân-ı Hakîmin sırr-ı i'câzıyla hakikî bir tefsiri olan Risale-i Nur, bu dünyada bir mânevî cehennemi dalâlette gösterdiği gibi, imanda dahi bu dünyada mânevî bir cennet bulunduğunu ispat ediyor. Ve günahların ve fenalıkların ve haram lezzetlerin içinde mânevî elîm elemleri gösterip hasenat ve güzel hasletlerde ve hakaik-i Şeriatın amelinde cennet lezaizi gibi mânevî lezzetler bulunduğunu ispat ediyor. Sefahet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle, aklı başında olanlarını kurtarıyor. Çünkü, bu zamanda iki dehşetli hal var."

"Birincisi: Âkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye akıl ve fikre galebe ettiğinden, ehl-i sefaheti sefahetten kurtarmanın çare-i yegânesi, aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlûp etmektir. Ve  يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا âyetinin işaretiyle, bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki, Risale-i Nur o meslekten gidiyor. Yoksa, bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalâletin ve sefahetteki tiryakiliğin inadı karşısında, Cenâb-ı Hakkı tanıttırdıktan sonra ve Cehennemin vücudunu ispat ile ve onun azabıyla insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yoluyla ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, 'Cenâb-ı Hak Gafûrü’r-Rahîmdir, hem Cehennem pek uzaktır.' der, yine sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlûp olur."

"İşte, Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip, aklı başında olanları tevbeye sevkeder. O muvazenelerden, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Sözlerdeki kısa muvazeneler ve Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfındaki uzun muvazene, en sefih ve dalâlette giden adamı da ürkütüyor, dersini kabul ettiriyor. Meselâ, Âyet-i Nurda, seyahat-i hayaliye ile hakikat olarak gördüğüm vaziyetleri gayet kısaca işaret edeceğiz. Tafsilini isteyen Sikke-i Gaybiyenin âhirine baksın." (1)

(1) bk. Hutbe-i Şamiye, Mukaddeme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...