Block title
Block content

İki güruha ayrılan ahalinin, birinci güruhunun mümeyyiz vasfı olarak, “kendini tanımaları” nazara veriliyor. Bunun önemi ne olabilir? Zira bu özellik öne çıkarılıyor.

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Nefsini bilen Rabbini bilir.” hakikatinin ders verdiği gibi, Allah’ı bilmenin ilk adımı nefsini bilmek, kendini tanımaktır. Nefis denilince, Altıncı Söz'de açıklandığı gibi, insanın ruh ve bedeninin tümünü anlıyoruz. Buna göre söz konusu kelamı “Kendini bilen Rabbini bilir” şeklinde yorumlayabiliriz.

“Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku... Yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var!” (1)

İnsanın kendini bilmesinin ve okumasının çok yönleri vardır. Bir kaçına değinmekle yetineceğiz.

Kendini bilme denilince, Nurlarda sıkça nazara verilen ve ubudiyetin esası olan “acz ve fakr ve naksını bilmek” öncelikle hatıra gelmelidir. İnsan, saç yapmaktan da acizdir, göz yapmaktan da, akıl yapmaktan da acizdir hafıza yapmaktan da. Öte yandan, bütün bunlara ihtiyacı da vardır. Bunlara muhtaç olması onun “fakrını”, bunları yapmaya güç yetirememesi ise “aczini” ifade eder.

Öte yandan, insanoğlu “yorulmak, uyumak, unutmak, bir mekâna bağlı olmak, bir anda ancak bir şey irade edebilmek” gibi nice noksanlıklarla doludur.

İşte insanın aczi onu Allah’ın kudretine istinat etmeye, fakrı İlâhî rahmetten istimdat etmeye (medet dilemeye) götürdüğü gibi, kendi noksanlıklarını düşünmesi de onu Allah’ın kemal sıfatlarını bilmeye götürür.

Kendini böylece bilen insan, Rabbinin kudretine, rahmetine ve kemaline ayinedarlık etmiş olur. Bunlar ise insanı namaz tesbihatında özetlenen üç önemli göreve sevk eder; acziyle tesbihe, fakriyle hamde, naksıyle tekbire yönelir.

Öte yandan, insan kendisinin fani olduğunu bilmekle bütün fanileri bu dünyada bir süre misafir ve imtihan eden, sonra başka bir âleme sevk eden Rabbinin Bâki olduğunu bilir.

“Hem Sen Bâki'sin! Çünkü biz, fena ve zevalimizde Senin devam ve bekanı görüyoruz.” (2)

İnsan fani olduğu gibi hâdistir de. Yani, bir zaman yok iken sonradan yaratılmış ve varlık sahnesinde boy göstermiştir. Bu haliyle de Allah’ın Kadîm ve Ezelî olduğunu gösterir.

 Otuz Üçüncü Söz'ün İnsan Penceresinde, “insanın üç cihetle esma-i İlâhiyeye ayinedarlık ettiği” kaydedilir. Bunlardan birincisi, “zıddiyet itibariyle” ayinedar olmaktır. Buraya kadar saydıklarımız bu şıkka girer.

 İkinci olarak şu hususa yer verilir:

 İnsan, kendisine verilen ilim, irade, kudret gibi sıfatları vahid-i kıyasî ittihaz ederek Rabbinin sıfatlarını ve şuunatını tanır.

Kendimizi tanımamızın çok önemli bir yönü de bu sıfatlarımızı böylece kullanmamızdır.

Üçüncü maddede ise “insanın kendi üzerinde tecelli eden esmaya ayna olduğu” nazara verilir. İnsan, “ahsen-i takvimde yaratılmıştır, bütün esmanın cilvelerine mazhardır ve istidadı bütün varlıklardan üstündür.”

İşte, insanın “bu büyük sermayenin şuurunda olması” da kendini tanımasının önemli bir cihetidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz.

(2) bk. Mektûbât, Yirminci Mektup, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Birinci Söz | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 3926 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...