İkinci grupta ifade edilen, a. "Cismânî cihâzât ile kemaline sa’yedip hakikate gidenler"; b. "Nefsin tezkiyesiyle ve aklın istimaliyle mücahede etmekle hakikate gidenler"; c. "Kalbin tasfiyesiyle ve iman ve teslimiyetle hakikate gidenler" kimlerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

a. Cismânî cihâzât denilince, bedene ait âzâlar, öncelikle de göz, kulak, dil gibi duyu organları hatıra gelir. Elbette, bu cihazlar üzerinde hiç kafa yorulmadan hakikate gidilmez. Ancak, bu grubun birinci tasnifteki “ehl-i fikir”den farkları, kanaatimce, bunların ilim tahsili yapmadıkları halde “Nefsini bilen Rabbini bilir.” hakikatinden hareketle, kendi âzâlarını ve bunlarla gördükleri işleri düşünüp, kâinatı bu âzâların istifadesine sunan Rablerine iman etmeleridir.

Bu grubun “insanların maddî cihazları üzerinde araştırma yapan ilim adamları” oldukları da söylenebilir. Ancak, kanaatimce birinci görüş daha ağırlıklıdır. Nitekim cümlenin devamında ikinci grup için “nefsin tezkiyesiyle ve aklın istimaliyle” denilmesi de bu fikri destekler mahiyettedir. Buna göre, birincilerde aklın istimali, bir derece sathîdir, ilmî bir araştırma mânasında değildir.

b. Evliya içerisinde, hem tasavvuf hem de ilim sahasında ileri giden ve insanların akıllarını da kalplerini de tatminle vazifeli mürşidlere asfiya adı verilir. Bu maddede bu zümreye işaret edilmiştir. Bunlar nefislerini her türlü günahtan temizleyen, bunun yanında ilim sahasında da ileri giden müstesna şahsiyetlerdir. Bütün müceddidler ve büyük mürşitler bu gruba girer.

Kalbin tasfiyesi (c) şıkkının konusu olmakla birlikte, bu iki esası birlikte ele almak daha faydalı olacaktır.

Nefsin tezkiyesiyle kalbin tasfiyesi, insanın manevî terakkisinin iki ehemmiyetli esasıdır. Her kâmil insanın ruhu bu iki önemli ameliyeden geçmiştir. Bu konuya da kısaca işaret edelim:

Nefsin tezkiyesi: Nefsin tezkiyesi, onun kötülüğü emretmekten uzaklaştırılıp, nefs-i kâmile mertebesine çıkarılmasıdır. Bu netice şu yedi safhada gerçekleşir:

- Nefs-i emmâre: Kötüyü, günahı emreden nefis (Yusuf Suresi, 12/53),

- Nefs-i levvame: Kendini kınayan, kötüleyen nefis (Kıyamet Suresi, 75/2),

- Nefs-i mülheme: İlham ve keşfe mazhar olan nefis (Şems Suresi, 91/7),

- Nefs-i mutmainne: Huzura kavuşmuş, mutmain olmuş nefis (Fecr Suresi, 89/27),

- Nefs-i razıye: Razı olan, şikâyetçi olmayan nefis (Fecr Suresi, 89/28),

- Nefs-i marziyye: Allah'ın kendisinden razı olduğu nefis (Fecr Suresi, 89/28),

- Nefs-i kâmile: Tam, kâmil, saf nefis.

Nefis, tabiata yönelip şehvete meylederse, “emmare”;

eğer şehvete yönelmesi yanında Allah’ın emirlerine de boyun eğerse “levvame”;

şehvete meyil hususiyeti kaybolur ve kudsî isteklere yönelip ilham almaya başlarsa “mülheme”;

şehvetten herhangi bir eser kalmayıp itminan makamına ererse ve çalkantılar son bulursa “mutmainne”;

bu makam ve istekten de uzaklaşıp bütün isteklerde fani olmakla kadere tam teslim olursa “raziye”;

bu hâl daha da artarsa “marziyye”;

kemal mertebesinden sonra kulları irşad için tekrar onların arasına dönmesi ise “kâmile”dir.

Kalbin Tasfiyesi:

Kur’ân-ı Kerîm’de kalbin “kasvet ve safvet” olmak üzere iki vasfından bahsedilmekte, bunlardan biri övülürken diğeri yerilmektedir… Övülen kalp, safvet meziyetine sahip, Allah’tan başkasına teveccüh etmeyen “selim kalb”tir:

“O gün ne mal, ne evlat fayda vermez. Ancak Allah’ın huzuruna selim bir kalble gelenler müstesna.” (Şuara, 26/88-89)

Yerilen kasvetli kalb ise, günah ve mâsivâ lekelerine bulanmış, kirlenmiş ve kararıp katılaşmış kalbtir:

“Allah’ın zikrinden uzak kasvetli kalblere yazıklar olsun.” (Zümer Suresi, 39/22)

Allah Resulü (asm.) kalb konusunda: “Allah Teâlâ sizin sûretlerinize ve sözlerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (1) buyurmakta ve kalbin her türlü hayrın ve şerrin, iyilik ve fesadın merkezi olduğunu, onun sağlam olması halinde bütün âzâların sağlam olacağını haber vermektedir.

Eğer kalb, iman, marifet, muhabbet ve fazilet gibi ulvî hakikatlere ayna olursa, diğer duygular da onun ile kıymet kazanır ve nurlanır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav.) başka bir hadis-i şeriflerinde de şöyle buyururlar: “Vücutta bir parça vardır ki, o sağlam olursa bütün vücut sağlam olur. O bozuk olduğu zaman bütün vücut harap olur. Dikkat edin, işte o kalbtir.”

Kalbin hayatı iman, marifetullah ve muhabbetullah ile; ölümü ise, küfür ve günahlarda ısrar iledir.

İnsan kalbi bir ayna gibidir. Kalbin tasfiyesi, bu aynanın kirlerden ve tozlardan temizlenmesidir. Şayet bu ayna tasfiye edilerek masiva kirlerinden temizlenip arındırılırsa, mülk ve melekût âleminin bütün sırları onda tecelli eder.

Kalbin tasfiyesi, yani temizlenmesi ve saflaşması denilince takvanın üç mertebesi hatıra gelir.

Birincisi: Şirkten takva: Kalb; öncelikle, Allah’a şerik koşulan bütün batıl mabudlardan temizlenir. Bunun yanında şirk-i hafi (gizli şirk) denilen riyadan, sebeplere tesir vermekten ve onlara gereğinden fazla bağlanmaktan da uzak tutulur.

İkincisi: Masiyetten takva: Kalbin, tasaffisi için büyük-küçük bütün günahlardan temizlenmesi, ayrıca şüpheli şeylerden de hassasiyetle sakınması gerekir.

Üçüncüsü: Masivadan takva: Günahlardan temizlenmiş bir kalb, masivayı yani mahlukatı kalbine koymaktan, onlara gönül bağlamaktan ve onlardan korkmaktan sakınır.

Üstad Hazretleri “Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terk etmek lazımdır.” buyurarak, hem takvanın bu en ileri mertebesine işaret eder, hem de masivayı terk etmeye ehemmiyetli bir ölçü getirir. Dünyaya çalışmayı tamamen terk etmeyip, ona kalbimizi bağlamaktan sakınmamız gerektiğini veciz bir şekilde ders verir.

Kalbin tasfiyesiyle mü’minin imanı kemale erer ve bu tahkikî iman ile teslim ve tevekkül makamına ulaşır. Mahlûkattan kalben alâkasını keser ve her şeyiyle Rabbine teslim olur. Ve bütün hayırların ancak Allah’ın elinde olduğuna olan kuvvetli imanıyla her işinde O’na tevekkül eder. O’nun izni olmaksızın hiçbir şeyin ona zarar veremeyeceğine kuvvetle inanır ve teslimiyetin hakikatine erer. Böylece hem dünyada hem de âhirette mes’ud olur.

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Müslim, Birr, 32; İbn Mâce, Zühd, 9.

(2) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...