Block title
Block content

"İ’lem ey hitabet-i umûmiye sıfatı ile, gazete lisanıyla konferans veren muharrir! Sen, kendi nefsini aşağı göstermeye ve nedâmet ederek kusurlarını ilân etmeye hakkın var. Fakat şeâir-i İslâmiyeye zıt ve muhâlif olan herzeler ile İslâmiyeti lekelendirmeğe kat'iyen hakkın yoktur... Burası İslâmiyet memleketidir, Yahudi memleketi değildir." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem ey hitabet-i umûmiye sıfatı ile, gazete lisanıyla konferans veren muharrir! Sen, kendi nefsini aşağı göstermeye ve nedâmet ederek kusurlarını ilân etmeye hakkın var. Fakat şeâir-i İslâmiyeye zıt ve muhâlif olan herzeler ile İslâmiyeti lekelendirmeğe kat'iyen hakkın yoktur.

Seni kim tevkîl etmiştir? Fetvayı nereden alıyorsun? Hangi hakka binaen milletin nâmına, ümmetin hesabına İslâmiyet hakkında hezeyanları savurarak dalâletini neşr ve ilân ediyorsun? Milleti, ümmeti kendin gibi dâll zannetme. Dalâletini kime satıyorsun? Burası İslâmiyet memleketidir, Yahudi memleketi değildir. Cumhur-u mü'minînin kabul etmediği bir şeyin gazete ile ilânı, milleti dalâlete davettir, hukuk-u ümmete tecâvüzdür. Bir adamın hukukuna tecâvüze cevaz-ı kanunî olmadığı halde, koca bir milletin belki âlem-i İslâmın hukukuna hangi cesârete binaen tecâvüz ediyorsun? Ağzını kapat!..

Bu derste  iki önemli noktaya özellikle dikkat çekiliyor:

Birincisi: İhtisasa hürmet.  Herkes yetkili olduğu sahada konuşmalı. Her konuda buna dikkat ediliyor, meselâ, bir mühendis tıp konusunda doktorların işine karışmıyor, bir doktor da inşaat konusunda mühendise itimat ediyor, sözü ona bırakıyor. Gel gör ki, dünya işlerinde gösterilen bu dikkat din işlerinde gösterilmiyor. O konuda söz hakkı, âlimlerin olduğu halde herkes kendi aklınca bir şeyler söylemeye kalkışıyor. İşin tuhaf tarafı, hiç bilmeyen en fazla konuşuyor.

Tıpta birçok branşlar olduğu gibi İslâmi ilimlerde de farklı ihtisas dalları vardır.  Bir göz doktoru cerrahın işine karışmadığı gibi, bir hadis âlimi de fıkıh âliminin sahasında konuşmuyor. Tefsir konunda söz müfessirlere bırakılıyor, fetva konusunda fıkıh alimlerine. Fıkıh konusunda, meselâ  bir kelam âlimi söz söylemezken,  bir gazeteci yahut bir başka meslek sahibi kendini konuşmaya nasıl yetkili görebiliyor?!..

İkinci önemli konu ise, “Burası İslâmiyet memleketidir.” cümlesiyle ifade ediliyor. Üstat hazretleri hem eski Said, hem de yeni Said dönemlerinde memleketimizin İslâm beldesi olduğunu birçok kez nazara vermiştir.

Şuâlar adlı eserinde şöyle buyuruyor:

“Birtek gayem vardır:  O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın İmân esaslarını zedeliyor. Hâlkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücâdele ederek gençleri ve Müslümanları imâna dâvet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum.”

Biz önceleri bu ifadelerdeki ince ve derin mesajı fazla anlayamıyorduk. Vakta ki, bazı kesimlerce Türkiye’nin darü’l-harp olduğu iddia edilerek hem ülke içinde bir kargaşa çıkarılmak istendi, hem de İslâmın yasakladığı bazı hususların darü’l-harpte mübah olması cihetiyle İslâmi yasakların çiğnenmesine kapı açılmaya kalkışıldı,  işte o zaman Üstadımızın bu konu üzerinde önemle ve kesin ifadelerle durmasının hikmetini anladık.

Bu konu üzerinde duracak değilim. Mehmet Kırkıncı hocamızın bu konuda kaleme aldığı eserinde konu bütün açıklığıyla ortaya konulmuş bulunuyor.

Ben, konunun sadece iktisadî boyutuna kısaca temas etmek istiyorum.

Bugün Amerika’da finans sektörünün yüzde elliden fazlası Yahudilerin elinde.  İsrail’e karşı olduğunu söyleyen, Filistin davasında İsrail’i defalarca kınayan Arap ülkeleri, ellerindeki o büyük finans imkânını kendi ülkelerinin ve vatandaşlarının kalkınmasında kullanmak yahut diğer İslâm ülkelerindeki yatırımlara ortak olmak yerine, Amerikan bankalarına yatırmayı tercih ediyorlar. Bu büyük gafletin altında, darü’l-harp konusunu tek yönlü ve yanlış değerlendirme yatıyor. Şöyle ki:

Darü’l-harp kabul edilen bir ülkede yaşayan bir Müslüman, parasını bankaya yatırdığında faizini alabiliyor. Haram olan faizin bu beldede helal sayılmasındaki temel mesaj, faizi almamakla o ülkeye yardımcı olmak yerine, alıp o faizi hayırlı bir işte harcamaktır.

Halbuki,  hiçbir mecburiyet yokken, sırf faiz geliri elde etmek için darü’l-harp olan bir ülkenin bankalarına para yatıranlar, aldıkları bir birim faize karşılık o ülkenin ekonomisine en az yüz birim katkıda bulunuyorlar.

Bu gaflet, İslâm ülkelerine çok pahalıya mal oluyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hubab | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1191 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...