"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Asabiyet-i cahiliye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir macundur. Bunun için milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyet-i İslâmiye ise,.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Asabiyet-i cahiliye” ifadesi hadis-i şerifte ırkçılık mânasında kullanılmıştır.

Bu ders, Mektûbat’taki ırkçılık konusunun çekirdeği gibidir. Söz konusu Mektub’da bu hadis-i şerife de yer verilmiş ve konu bütün tafsilatıyla tahlil edilmiştir.

Burada ırkçılığın terkibi, yani nelerden meydana geldiği ders veriliyor. Suyun iki molekül hidrojen bir molekül oksijenden terkip edilmesi gibi, ırkçılık da birbiriyle dayanışma içinde bulunan ve birbirine yardım eden şu dört şeyden meydana gelmiştir: Gaflet, dalâlet, riya ve zulmet.

Gaflet: Irkçıların birinci gafleti, insanların kabileler halinde yaratıldığına dair ayet-i kerimenin devamındaki şu hükümden gafil olmalarıdır: “...Allah katında en keriminiz (en değerli olanınız), takvada (O’na karşı gelmekten sakınmada) en ileri olanınızdır...” (Hucurât Suresi, 49/13)

Bu gafletten kaynaklanan bir başka gaflet de, insanların ırklarını kendilerinin seçmediği, dolayısıyla onunla övünmeye bir hakları olmadığı hakikatinden gaflettir. Bu üstünlük iddiasının ne kabirde, ne mahşerde, ne mizanda bir işe yaramayacağından gaflettir.

Dalâlet: Dalâlet; istikametten sapan her türlü yanlış düşünce ve inancı ifade eder. İslâm’ın çizdiği istikamet yolunda ırkçılığın yeri yoktur.

Riya: Riya, gösteriş yapmak, dikkatleri üzerine çekmekle başkalarına üstünlük taslamak, demektir. Riya için Üstad Hazretleri “şirk-i hafi” (gizli şirk) ifadesini kullanır. Yâni, riya rızanın zıddıdır. Hakk’ın rızası yerine insanların görmesine, beğenmesine ve alkışlamasına ehemmiyet vermek gizli bir şirk kabul edilmiştir. Kaldı ki, ırkçılar kendi faziletlerini, iyiliklerini, kemallerini nazara vermekten çok, ecdadın güzellikleriyle övünür, onunla başka ırklara üstünlük taslama yoluna giderler. Hâlbuki dedelerimizin faziletleri bize aksetmez. Onları sadece rahmetle anarız, ancak dedemizin ilmi bizi âlim yapmadığı gibi, zenginliği de bizi fakirlikten kurtarmaz.

Her yatsı namazından sonra okunan; “Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.” (Bakara, 2/286) mealindeki âyet-i kerîme, kişinin ancak kendi ameliyle mükâfat yahut ceza göreceğini ders verir ve bütün kötülükler gibi ırkçılık hastalığına karşı da bizlere en müessir bir ilaç olur.

Zulmet: Zulmet nurun zıddıdır. En büyük nur iman nurudur; küfür karanlığını ortadan kaldırır. Aynı şekilde, ilim de bir nurdur; cehalet zulmetini izale eder. Keza, güzel ahlâk da bir nur olup kötü huyları giderir. Irkçılık, bu üç sahada da insana bir nur, bir ışık vermediği için sadece bir zulmettir ve insanın nefsini ve enaniyetini kabartmakla onu nurdan uzak kılan bir afettir.

Hamiyet-i İslâmiye: Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’inde, ancak mü’minlerin birbiriyle kardeş olduğunu haber veriyor. Bu İlâhî mesajı iyi anlayıp, Müslümanlara hangi ırktan olurlarsa olsunlar sevgi beslememiz gerekir.

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır. (Hucurat, 49/13)

“Hey’et-i içtimaiye-i İslâmiye, büyük bir ordudur. Kabail ve tavaife inkısam etmiş. Fakat binbir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir, bir bir bir... binler kadar bir bir... İşte bu kadar bir birler, uhuvveti, muhabbeti, vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabail ve tavaife inkisam, şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir... tenakür için değil, tahassum için değildir!..”

İslâm dini kavmiyetçiliği şiddetle yasaklamıştır. Kavmiyetçilik, körü körüne bir ırkı veya bir soyu üstün sayarak diğer kavimleri hakir gören bir düşüncedir. Kavmiyetçilik, dinî rabıta ve alâkaları yok sayan, anarşi ve teröre fırsat veren ve içtimaî bünyelerde tahribe yol açan bir mikroptur.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.) Soy-sop üstünlüğü dâvasında bulunmanın ne derece tehlikeli olduğunu şöyle beyan etmektedir:

Kavmiyet dâvasına çağıran, bizden değildir. Kavmiyet uğruna savaşan da bizden değildir. Keza kavmiyet dâvası üzerine ölen de bizden değildir” (Ebu Davud, Kitabü’l- Edeb Bab 121)

Kavmiyetçilik dâvası güdenler, Cehennem’de iki dizi üzerine çökecek olanlardır.”

Dediler ki:“Ey Allah’ın Resulü, oruç tutsa ve namaz kılsa da mı?”

“Evet! Oruç tutsa da, namaz kılsa da” diye buyurdular. (Hâkim, Müstedrek 4, 298)

Kavmiyetçilik, içtimaî hayatın temel esaslarından olan adaleti, muhabbeti ve tesanüdü zedeler, yerini zulüm, tahakküm, tefrika ve terör alır. Üstad Hazretleri dinî râbıta yerine, ırkçılığın esas alınması halinde, adalete bedel zulme düşüleceğini şöyle beyan etmektedir:

“Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takib etmediğinden zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünkü: Unsuriyet-perver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez.” (Mektubat, 15. Mektub)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...