Block title
Block content

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Bazan bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkârına sebep olur. Ve kezâ, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihâtasızlığı da inkâra sebep olur." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Bazan bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkârına sebep olur. Ve kezâ,  şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihâtasızlığı da inkâra sebep olur."

Risalelerde, bu meseleye bir dünya güzelinin huzurundan kovulan bir kişinin, ona  çirkin demekle kendini teselli etmeye  çalışması misâl olarak gösteriliyor.

Bazen şiddetli korkunun da inkâra sebep olabildiği  İkinci Lem’ada izah ediliyor.  Kızgın demire elini dokunduramayan insan, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir cehennemde ebediyen kalmayı düşününce, ya tövbe ederek isyan ve haram yolundan vazgeçecek, yahut cehennemin olmamasını temenniye başlayacaktır. Bu temenni cehennemi inkârın ilk ve önemli bir adımdır.  Nefsin ve şeytanın böyle bir insanı aldatması ve ona cehennemi inkar ettirmeleri  çok kolay olur.

Gayet azamet ve aklın ihatasızlığının inkâra sebep olması, Nur’larda “istibâd”  hastalığı olarak nazara verilir.   Bu hastalığın temelinde insanın kendi aklını ölçü kabul etmesi, bu sınırlı akılla  sonsuzu kavrayamaması ve şu âlemdeki sonsuz işlerin sonsuz bir kudret tarafından gayet kolay icra edildiğini aklına sığıştıramaması,  böylece inkâr yoluna  girmesi yatar.

İstib’ad hastalığının yâni akıldan uzak görüp inkâra sapma sapıklığının en büyük ilacı tekbirdir.

Üstat hazretleri tekbir hakkında,  “Marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyasının mücmel ünvanıdır.” buyuruyor. Yâni, Allah’ın zâtının kemâlini idrakten âciz olduğumuz gibi sıfatlarının kemâlini de idrakten âciziz. O sıfatların tecelli ettiği bu muhteşem âlemin de nasıl gayet kolay bir şekilde sevk ve idare edildiğini  idrake de gücümüz yetmiyor. İşte bu âcizliğimiz bizi tekbire götürür.  Yâni bu akıl almaz işleri yapan Allah’ın büyüklüğü, bu işlerin çok ötesindedir. Böyle milyonlarca daha âlemler yaratsa yine hepsini bir tek atom gibi kolay idare eder. O’nun sonsuz kudreti bizim düşüncelerimizin ve  hayallerimizin  çok ötelerinde büyüktür.

Allah’ın külli iradesinin azameti de bizim cüz’i irademizle bilinmekten münezzehtir. Hadsiz işleri birlikte irade eden o İlâhî sıfatı da biz ne kadar büyük bilsek o sıfat sizim bildiğimizin çok ilerisinde büyüktür.

“Daha büyük, en büyük” ifadelerini başka kudret ve iradelerle mukayese mânasında  değil, Nur’larda belirtildiği gibi, “mümkün hallerin çok ötesinde büyük” mânasında anlamamız gerekiyor.

Bir zamanlar “Gözümün görmediğimi inanmam.” diyorlardı. Ama aynı  adamlar, yer çekimine, akla, ışınlara  inanıyorlardı.  Şimdi de bir kat daha aşağı inerek,  “Aklımın almadığına inanmam.” diyorlar.  Gözün görmediği çok âlemler bulunduğu gibi aklın almadığı nice hakikatler, ilimler, teknolojik gelişmeler de var. Aklı esas alan bir kimse bunların hepsini inkâr etmeye mecbur kalır.

İlkokul çocuğuna yüksek matematik anlatıyorsunuz. Akım almadı, büyüyünce belki anlayabilirim.” diyor. “Benim bu ilmi aklım almadı, böyle bir ilim yoktur.” demiyor.

Mantıkça bu ilkokul çocuğundan gerilerde kalmak   ileri yaştaki  adamlara hiç yakışmıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hubab | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1376 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...