"İ’lem Eyyühe’l-Aziz! Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara mâruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarfediyorsun..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Aziz! Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara mâruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarfediyorsun. Eğer o muhabbetleri cem’edip Vâhid-i Ehad’e tevcih ve O’nun hesabıyla, izniyle sarfedersen, bütün mahbupların ile beraber bir anda birleşip sevinçlere, memnuniyetlere mazhar olacaksın."

"Evet, bir sultana intisab eden bir adam, o sultanın, her şeyle alâkadar, her mekânda herkesle muhaberesi, alâkası zımnında, o adam da bir cihette, bir derece alâkadar olabilir."(1)

Yirmi Dördüncü Söz’deki şu cümleler, bu dersin birinci cümlesini çok güzel izah etmektedir:

“Evet, insan evvelâ nefsini sever. Sonra akaribini, sonra milletini, sonra zîhayat mahlûkları, sonra kâinatı, dünyayı sever. Bu dairelerin her birisine karşı alâkadardır; onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu hercümerç âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadığından, biçare kalb-i insan her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ıztırap içinde kalır.”(2)

İnsan, yaratılışı itibariyle bütün varlık âlemini sever. Çünkü o, kainat ağacının meyvesidir ve hem bulunduğu dalı ve ondaki meyveleri sevdiği gibi ağacın tümünü de sever. Ancak, bütün bunları Allah namına ve O’nun birer ihsanı, birer hediyesi olarak sevmek güzeldir ve insanı şükre sevk eder.

Dünyanın imtihan meydanı, ahiretin ise saadet diyarı olduğunu bilen bir mümin, bu sevgisinde ölçülü davranır. Sevdiklerine aşırı derecede bağlanmaz. Ahirette yeniden buluşacaklarını düşünerek onlardan ayrılmaya haddinden fazla üzülmez.

Naklettiğimiz metinde geçen “Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor.” cümlesinde ellerin yapışmasından maksat, bu fani dostlara ve geçici eşyaya kalbin bağlanması demektir. Bu şeyler sevilecektir, ama kalpler onlara yapışıp kalırcasına değil. İşte, Üstat Hazretleri böyle bir gaflete düşen kimselere şöyle hitap ediyor:

“Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara mâruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarfediyorsun.”

“Gayr yerinde sarf etmek”, Allah sevgisinin yerine mahluk sevgisini koymak demektir. Nur Külliyatı’nın bir başka dersinde beyan edildiği gibi “Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever.” Böyle yapmayıp da o çok kıymetli sevgi sermayesini, doğrudan, mahlukata sarf etmek, onu gayr yerinde kullanmaktır.

“Evet, bir sultana intisab eden bir adam, o sultanın, her şeyle alâkadar, her mekânda herkesle muhaberesi, alâkası zımnında, o adam da bir cihette, bir derece alâkadar olabilir.”

Allah, mekândan münezzehtir; zira bütün mekânlar O’nun mülkü ve onlarda yaşayanlar da hep O’nun misafirleridir.

Ve Allah zamandan da münezzehtir; zira zaman O’nun görünmez bir nehri ve o nehirde akanlar da hep onun mahluklarıdır.

İnsan, Allah’a iman ile intisap ettiğinde, bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda yaşayan bütün sevdikleriyle bir derece alâkadar olabilir. Zira, onların hepsi Allah’ın ilminde hazırdırlar ve dünyadan bir sonraki menzilimiz olan berzah memleketinde hayat sürmektedirler. Ve zaman nehri, bizleri onlara kavuşturmak üzere, durmadan akmaktadır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.
(2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

erhangul01

Allah razı olsun

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...