Block title
Block content

"İ’lem Eyyühel-Aziz! Cenâb-ı Hak kâinatı teşkil eden zerratı, şeriat-ı fıtriyesine müsahhar ve muti' ve evamir-i tekviniyesine de münkad ve mümessil kılmıştır. Bir arı, “Kün” emrine imtisalen matlub bir şekle girdiği gibi, herhangi bir hayvan da aynı emre imtisalen irade edilen vaziyetlere girer." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühel-Aziz! Cenâb-ı Hak kâinatı teşkil eden zerratı, şeriat-ı fıtriyesine müsahhar ve muti' ve evamir-i tekviniyesine de münkad ve mümessil kılmıştır. Bir arı, “Kün” emrine imtisalen matlub bir şekle girdiği gibi, herhangi bir hayvan da aynı emre imtisalen irade edilen vaziyetlere girer."

“Ancak O’nun emri, herhangi bir şeyin olmasını dilediği zaman, ona “Oll!” demesidir. O da oluverir.”    Yâsîn Sûresi, 82

Ayette geçen “ol emri” için değişik tefsirler yapılmış. Neye ve kime “ol” deniyor? Bu konuda, ağırlıklı kanaat şöyle:

Bu, Allah’ın irade ettiği  şeyin süratle ve gayet kolay bir şekilde meydana gelmesine bir temsildir.

Ol, emri hem “ibda” hem de “inşa” için geçerlidir. Ruhların, meleklerin yaratılmaları ibda iledir. Yani, onlar kademeli olarak ve tedricî bir terbiyeden geçerek değil, doğrudan yaratılırlar. İnşa ise, kademeli olarak yaratmadır. Bu âlemin altı devrede yaratılması, insanın ana rahminde dokuz ayda yaratılması, çekirdeklerin ağaç, yumurtaların kuş olmaları zaman içinde, kademeli olarak gerçekleşir.

Bu “İ’lem”in başında geçen ifade, “inşa”şeklindeki yaratmayı hatırlatıyor.

Zerreler, yani atomlar Allah’ın emrindedirler. Allah, onların ne olmalarını  irade ederse, o varlığın cismanî yapısında görev alırlar. Burada örnek olarak arı verilmiştir. Demek ki, zerreler “arı olmaları” için emir almışlardır. Arının ruhu, ol emriyle, doğrudan yaratılır. Bedeni ise, zerrelere verilen “Ol!” emriyle, kademeli olarak yaratılır. Bu kademelerin her birinde de yine “Ol!”emri geçerlidir.

Ol! emri yok olan bir şeye değil, Allah’ın ilminde mevcut olan mahiyetlere verilmektedir. Bu manayı Üstadın şu ifadelerinden anlıyoruz:

“Adem-i mutlak zaten yoktur, çünkü bir ilm-i muhit var.”

“Eşya zevale ve ademe gitmiyorlar, belki daire-i kudretten daire-i ilme gidiyorlar.”

Her iki ifadeyi birlikte değerlendirdiğimizde şu neticeye varıyoruz: Mutlak yokluk olmadığına göre, ol emriyle varlık sahasına giren mahluklar, yaratılmadan önce yine Allah’ın ilminde idiler.

Eşya, zeval ve ölümleriyle kudret dairesinden ilim dairesine geçtikleri gibi, yaratılmaları da ilim dairesinden kudret dairesine geçmeleriyle gerçekleşir.

“Ol!” emri, ilim dairesindeki bu mahiyetlere verilmektedir. Bunlardan bir kısmı, doğrudan yaratılırlar, bir kısmı ise kademeli olarak ve terbiye görerek son şekillerini alırlar.

Fatiha Sûresinde, bütün medih ve senanın Allah’a mahsus olduğu beyan edildikten sonra, Rabb’l-âlemîn ismine yer verilmesi, bu dünyada, daha çok, bu ismin tecellilerinin hâkim olmasından dolayıdır.

Bir ayet-i kerimede, ibda ve inşa birlikte nazara verilir:

“Doğrusu Allah indinde İsa’nın meseli, Âdem meseli gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona ol dedi, o da oluverdi.” Âl-i İmran Sûresi, 59

Bu ayetin verdiği derse göre, önce Adem peygamberin bedeni yaratılmıştır. Balçıktan yaratılan bu beden bir terbiyeden geçerek, ruhun misafir olmasına uygun bir noktaya geldiğinde, kendisine ruh ilka edilmiştir. Burada geçen “Ol!” emri için tefsir alimleri “Canlı bir mahluk ol” manası vermişlerdir. Demek oluyor ki, İ’lemin başında geçtiği gibi, zerrelere Adem aleyhisselamın bedenini teşkil etmeleri için “ol” emri verilmiş, sonra da o bedene “Canlı ol!” emri verilmiştir. Burada iki ayrı “ol” emri verilmesi gösteriyor ki, ol emri, inşa ile yaratmanın bütün safhalarında da, çokça verilmektedir.

Ol emrini şöyle bir muhakeme ile daha rahat anlayabiliriz. Bir varlık yokluktan kurtulmuşsa ve bu gün karşımızda boy gösteriyorsa bu sonuç, bir irade ve bir kudret ile gerçekleşmiştir. Üstadın örneği üzerinde konuşacak olursak, zerreler arı oluyorlar. Arı şu anda olmuş olduğuna göre, bu oluş ya kendi iradesiyle gerçekleşmiştir, yani ben arı olayım demiş ve kendi kendine olmuştur. Yok iken böyle bir tercih yapması düşünülemeyeceğine göre, şu anda karşımızda duran arı, bir ol emri almıştır. Bu emrin hakikati ne olursa olsun, “ol emri” alındığı kesindir. Aynı şekilde, bir başkasına bülbül ol, bir diğerine, koyun ol, daha başkasına deniz ol, güneş ol, ay ol, bedenimizdeki organlara göz ol, ağız ol, ciğer ol emirleri verilmiştir ki, böyle olmuşlardır. Aksi halde bu emri henüz yoklukta iken kendi kendilerine vermeleri gibi bir muhali kabul etmekle karşı karşıya kalırız.

Kader risalesinin başında yer alan şu ayet-i kerime de eşyanın daire-i ilimden daire-i kudrete geçtiğini ders vermektedir:

“Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. “  Hicr Sûresi, 21

Üstat hazretleri  Otuzuncu Sözde, İnsan Penceresinin sonunda, Bab-ı  İnsaniyette ve daha bir çok risalede,  insana verilen istidat sermayesinin ve onda yer alan her bir duygunun, her bir hissin, her bir sıfatın Allah’ın marifetinde yol almak için “bir vahid-i kıyasî vazifesini gördüğünü” ders veriyor. O halde, “ol” emrini anlamamızda da, en yakın örneği kendi mahiyetimizde aramalıyız.

Biz zihnimizde bir cümleyi kurduğumuzda o cümle artık yok değildir, var olmuştur, ama henüz ilim dairesindedir, yani sadece bizim malumumuzdur. Bu cümleyi başkaların da işitmesini irade ettiğimizde, ağzımızdan hemen o cümle dökülür. Sanki o cümle harice çıkmak için bir emir almış gibi, bir anda başkaların işiteceği bir şekilde, sesle kendini gösterir. Burada o cümlenin ilimden kudret dairesine geçmesi bizim irade etmemizle ve bir anda gerçekleşmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zerre | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 869 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...