Block title
Block content

"İ’lem eyyühe’l-aziz: Cenâb-ı Hakk’ın “A’lem, Ekber, Erham, Ahsen,..” gibi esmâ ve sıfat ve ef’alinde kullanılan ism-i tafdil tevhide naks değildir. Çünkü maksat, bizzat ve hakikî bir mevsufu gayr-ı hakikî veya aklî bir imkânla..." Açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz: Cenab-ı Hakk'ın "A'lem, Ekber, Erham, Ahsen" gibi esmâ ve sıfat ve ef'alinde kullanılan ism-i tafdil tevhide naks değildir. Çünkü maksat, bizzat ve hakikî bir mevsufu gayr-ı hakikî veya aklî bir imkânla veya vehmî bir mevsufa tafdil etmektir."

"Ve keza, izzet-i İlâhiyeye de münâfi değildir. Çünkü, maksat, sıfât ve ahvâl-i İlâhîyeyle mahlûkatın sıfât ve ef'âli arasında bir muvazene yapmak değildir. Yani, ikisini bir seviyede tuttuğundan sonra, bunu ona tafdil etmek değildir ki, sıfât-ı İlâhiyeye bir naks olsun. Evet, masnuattaki kemalât, Cenab-ı Hakkın kemalinden in'ikâs eden bir gölge olduğuna nazaran, masnuat, sıfât-ı İlâhiyeyle muvazene hakkına malik değildir."(1)

Hakikatte  Allah’ın isim ve sıfatlarında hiçbir  mertebe ve makam yoktur. Onun Zatı nasıl ki, besatet ile vasıflanmış, yani mürekkep ve mertebe  manasından münezzeh ve mukaddes ise,  sıfat ve isimleri de aynı şekilde bileşen olmaktan ve mertebeden münezzeh ve mukaddestir.

Mertebe, insan zihninde oluşan idrak safhalarından ibarettir. Yani bir nevi, insanın zihni  kurgu ve aşamalarından ibarettir. İşte insan bazen o mertebelerin en altlarında gezinirken, daha kamil idrak mertebelere ulaşamıyor. Ayet de bu idrak mertebelere çıkmayı emrediyor.

Cenâb-ı Hakk'ın sıfat ve isimlerinde mümkün ve mutasavver çok mertebeler ve anlayış dereceleri mevcuttur. Bu mümkün ve düşünülmüş mertebeler içinde Allah en yüksek derecede  ve mükemmelliktedir.

Allah’ın isim ve sıfatlarındaki tüm mertebeler itibari ve farazidir. Yani kıyasla anlaşılan mertebelerdir. Mesela ateşin sabit bir mertebesi varken, soğuk gibi bir farazi hat onu çok mertebelere böldü ve dereceler verdi. Halbuki ateş yine aynı ateştir. Keza askeri rütbelerde alt rütbeler olmasa, sadece mareşal rütbesi kalsa, o zaman asker onun kıymetini takdir edemeyecek ve anlayamayacaktı. Ama alt rütbeler olunca, kıyas yolu ile  onu takdir etmeye başlıyor.

İnsan mutlak kemalde ve ezeli olan sıfatları  idrak ve anlamak noktasında farazi hatlara ve mertebelere muhtaçtır.  Bunun için Allah insanın mahiyetine farazi ve itibari hatlar koymuştur. Ta ki kıyas ile isim ve sıfatların manası  anlaşılsın. Bu kıyasları yaparken de mertebe ve dereceler ortaya çıkıyor.

İşte "Allah daha güzeldir, daha şefkatlidir" denilirken, Cenab-ı Hak şu anladığımız ve kıyasladığımız bütün mertebe ve derecelerin fevkindedir denilmek isteniyor.

"Hâlıkıyet mertebeleri" ifadesi, insanın yaratma sıfatını idrak ve anlama dereceleri demektir. Allah yaratma noktasında mutlak kemaldedir. Bir altı ve üstü diye bir şey yok ki ona insin çıksın. Burada inen çıkan bizim sınırlı idrak ve anlayışımızdır. Bir insan mutlak kemalde olan bir sıfatı ihata ile tam idrak edemez, onu tam olarak idrak ve ihata etmek Allah’a mahsustur.

Burada "yaratanların en güzeli" ifadesi, sizin anladığınız yaratma güzelliğinin üstünde bir yaratma güzelliğine sahibim  demektir. Yoksa, -haşa- başka bir yaratan var da, ben ondan daha iyi yaratırım anlamında değildir.

Bütün sistemini tevhid inancı üstüne yerleştirmiş Kur’an'ın bu ifadesinden, farklı yaratıcıların varlığı manasını çıkarmak, Kur'an bilmemek, Allah’ı tanımamak demektir.

Yukarıda maddeler halinde özetlemleye çalışmtığımız manalar, Otuz İkinci Söz'de tafsilli olarak geçmektedir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, On Dördüncü Reşha

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...