"İ'lem eyyühe'l-aziz! Cenab-ı Hakk'ın verdiği nimetleri söyleyip ilan ve tahdis-i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kastıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

" İ'lem eyyühe'l-aziz! Cenab-ı Hakk'ın verdiği nimetleri söyleyip ilan ve tahdis-i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kastıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Şöyle ki:

Herbir nimetin iki veçhi vardır. Bir veçhi insana aittir ki, insanı tezyin eder, medar-ı lezzeti olur. Halk içinde temayüze sebep olur. Mucib-i fahr olur, sarhoş olur. Malik-i Hakikiyi unutur. En nihayet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür.

İkinci veçhi ise, in'am edene bakar ki, keremini izhar, derece-i rahmetini ilan, in'amını ifşa, esmasına şehadet eder. Binaenaleyh, tevazu, ancak birinci vecihte tevazu olabilir. Ve illa küfranı tazammun etmiş olur. Tahdis-i nimet dahi, ikinci vecihle manevi bir şükür olmakla memduh olur. Yoksa, kibir ve gururu tazammun ettiğinden mezmumdur. Tevazu ile tahdis-i nimet, şöylece bir içtimaları var: Bir adam hediye olarak bir palto birisine veriyor. Paltoyu giyen adama, başka bir adam "Ne kadar güzel oldun" dediğine karşı, "Güzellik paltonundur" dediği zaman, tevazuyla tahdis-i nimeti cem etmiş olur."
(1)

İnsana teveccüh eden her nimet, her makam ve her ihsan onun için bir imtihan vesilesidir. Cenab-ı Hak o güzellikleri onda sergilemiş ve ona lutfetmiştir. Şayet, insan bu güzelliklerle ve üstünlüklerle iftihar eder ve diğer insanlara yukardan bakarsa imtihanı kaybedecek; onları Allah’ın ihsanı bilip şükrederse kazanacaktır.

Güzel bir tablo düşünelim. Ressam onda sanatını sergilemiş o da güzel ve mükemmel bir tablo olmuştur. Şimdi bu tablonun şuuru olsa önüne iki yol açılmış olur: Birincisi kendi üstünlüğüyle öğünmek, ikincisi bu güzelliği ve üstünlüğü ressamdan bilip, ona minnettar olmaktır. Birincisi onu gaflete ve gurura düşürüp sarhoş ederken ikincisi şükre sevk eder.

“Güzellik paltonundur.” ifadesini her nimete uygulayabiliriz. Meselâ, ilim de bir manevî elbise gibidir. Bir âlim onunla güzelleşir ve kemal bulur. Eğer o nimeti Karun gibi, kendi kabiliyetine ve hünerine verirse gurura düşer ve kaybeder.

Kendine ihsan edilen bu nimeti inkâr ederek bende ilim yok, ben hiçbir şey bilmiyorum demesi de nankörlük olur.

“Bendeki bu ilim Allah’ın ihsan ve ikramıdır. Hadsiz hamd ve şükürler olsun.” dediğinde istikamet yoluna girmiş olur.

Servet de ayrı bir elbisedir, onunla övünmek doğru değildir; hiç düşünmeyip şükretmemek de nankörlüktür. Orta yol, bu serveti Allah’ın ihsanı bilip şükretmektir.

Bunun en güzel bir misâli insanın ahsen-i takvimde yaratılmış olması ve arza halife kılınmasıdır.

Kendisine ihsan edilen bu kemal sayesinde bütün mahlûkat onun hizmetine verilmiştir.

İnsan, kendisinden çok daha güçlü olan hayvanların ona hizmet etmelerini hiç nazara almazsa, Üstadın ifadesiyle, enaniyet-i neviyye hastalığına kapılmış olur. Sanki onlar kendisine hizmete mecburlarmış gibi bir gurur ve kibir haline düşer.

Bu bunların hiçbirinin kendi gücü, kuvveti ve hüneriyle olmadığını nazara alarak Allah’a şükretmek istikamet yoludur ve tahdis-i nimettir.

Duhâ Sûresinin sonunda şöyle buyrulur:

“Rabbinin nimetlerini ise çokça an”

Cenab-ı Hak, sevgili Habibine (asm.) kendisine verdiği nimetleri anlatmasını bildirmiş, O da bu emri kemaliyle yerine getirmiştir.

Demek ki, tahdis-i nimet bir sünnettir. Bunun zıddı küfran-ı nimet, yâni nimetleri hiç düşünmemek ve şükretmemektir. Birincisi insanı şükre, ikinci ise gurur ve kibir sarhoşluğuna sevk eder.

Namazlarımızın her rekatında okuduğumuz bir dua ayeti var; meâli, “Bizi sırat-ı müstakime (istikamet yoluna) hidayet et.”

Sırat-ı müstakimin zıddı, ifrat ve tefrite girmek yâni birbirine zıt iki ayrı aşırılığa sapmaktır. Bunun çok örneklerinden birisi de bu dersteki palto misâliyle nazara verilmiş oluyor. O nimeti hiç düşünmemek tefrit, onunla övünmek ve gururlanmak ise ifrattır. İstikamet yolu güzelliği paltoya vermekle hem şükürsüzlükten hem de kibirden kurtulmaktır.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...