Block title
Block content

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Hardale ile tâbir edilen, bir darı habbesi hükmünde olan kuvve-i hâfızanın ihâta ettiği meydanda gezintiler yapılırken o kadar büyük bir sahraya inkılâp eder ki, gezmekle bitmez bir şekil alır..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Hardale ile tâbir edilen, bir darı habbesi hükmünde olan kuvve-i hâfızanın ihâta ettiği meydanda gezintiler yapılırken o kadar büyük bir sahraya inkılâp eder ki, gezmekle bitmez bir şekil alır. Acaba o hardalenin içindeki meydanı bitiremeyen, o hardalenin dairesini ne sûretle bitirecektir? Aklın nazarında hardalenin vaziyeti böyle ise, aklın gezdiği daire nasıldır? Aklı da dünyayı yutar. Fesübhânallah! Cenab-ı Hak hardaleyi, akıl için dünya ve dünyayı da akıl için bir hardale gibi yapmıştır.

Hâfıza ruhun bir hizmetçisi: görevi hıfzetmek ve gerektiğinde akla hatırlatmak. Fikren, galaksilere varan ve onları inceleyen insan aklı, bu hizmetçisinin mahiyetini anlamaya kalktığında büyük bir yükün altına girmiş gibi oluyor ve bu işi başarmaktan âciz kalıyor.

Bu ders bir yönüyle, “Ruh Allah’ın emrindendir. Size ondan (onun hakkında) çok az bir ilim verilmiştir.”... ayetinin bir yönüyle tefsiri gibi.

Bu derste hem hâfızanın meydanının çok geniş olduğuna dikkat çekiliyor. Okuduklarımızdan, görüştüklerimizden, gezip gördüğümüz mekânlardan, semadan, güneşten aydan, hayvanların ayrı ayrı seslerine kadar her şey hâfızamızda kayıtlı.   Bu yönüyle “gezmekle bitmez bir şekil alır.”

Öte yandan, akıl bu merkezin mahiyetine kavramakta çok âciz kalıyor. İnsan hâsıl hıfzeder, bilgilerini, görgülerini nasıl depolar ve gereğinde nasıl yeniden hatırlar.  İnsan aklı, bu manevî mekanizmanın çalışma safhalarını ve  kurallarını idrakten çok uzaktır. Bu ise ayetin de haber verdiği gibi ruhun mahiyetini bilemeyeceğimiz konusunda bizim için tesirli bir ders, büyük bir irşattır.

Hâfızasında kaydedilenleri saymakla, hatırlamakla bitiremeyen bir insan,   hâfızanın dairesini yâni onun hakikatinin ne olduğunu, akıldan yahut duyu organlarından bilgileri ve görüntüleri nasıl aldığını, nasıl hıfzettiğini, sahibine lazım olduğundan onları akla nasıl takdim ettiğini, kısacası hâfızanın zâtını ve görevlerini nasıl kavrayacak, nasıl anlayacak, onun  o geniş dairesini nasıl bitirecektir!?..

Aklın gezdiği daire, aklın düşündüğü şeylerin tümünü ifade eder. Neyi düşünsek o aklımızın dairesine girer, neyi hayal etsek o da hayalimizin dairesine dahil  olur.  Aynı şekilde, neyi hıfzetsek onlar da  hâfızamızın dairesine giriyorlar.

“Fesübhanallah! Cenâb-ı Hak hardaleyi, akıl için dünya ve dünyayı da akıl için bir hardale gibi yapmıştır.”

Cenâb-ı Hak, hardaleyi, akıl için bir dünya yapmıştır, yâni akıl hâfızanın nasıl bir şey olduğunu anlamak istediğinde,  beyindeki merkezi bir darı habbesi kadar yer tutan o  şey,  büyür, dünya kadar genişlenir,  insan aklını yorar ve çaresiz bırakır.

Akıl;  dünyanın büyüklüğünü , güneşe uzaklığını, güneşin özeliklerini, gezegenlerinin sayısını ve böyle daha nice büyük eşyayı bilebildiği halde, hemen yanında görev yapan ve hizmetinde bulunan hâfızayı anlamaya kalkıştığında o küçük merkez dünya kadar genişlenir.

Hâfıza ruhun emrinde çalışan bir manevi cihaz. İnsanın onu anlamaktan âciz kalması ruhun mahiyetinin tam olarak bilinemeyeceği hususunda insana önemli bir derstir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...