"İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir... Amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ, tevâzua niyet onu ifsad eder; tekebbüre niyet onu izâle eder..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riya ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıta bulur."

"Nasıl ki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Mesela, tevazua niyet onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder, feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkeza kıyas et."(1)

"Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucb, riya ve gösteriş iledir."

Yapılan bütün hayırlı ve güzel işler birer cesede benzetildiğinde, bunların hayatı niyet oluyor. Yani bunlar güzel niyet ile hayat buluyorlar.

Üstat Hazretleri ihlası, “yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılması” olarak tarif eder. İbadeti bu niyetle yapan kişi, cümlenin devamında gelen hastalıklardan kurtulur. Ucuba girmez. Yani, ameline güvenerek “Bu amel beni kurtarır.” demez. Çünkü yaptığı şey, sadece emir dinlemektir. Neticeyi vermek Cenâb-ı Hakka aittir. Yine, bu kişi riya ve gösterişten de kurtulur, zira amelini Allah rızası için yapmıştır.

Niyet gerçekten çok önemlidir. Sadece hayırlı ve güzel işlere hayat vermekle kalmaz, Dördüncü Söz'de anlatıldığı gibi, dünya işlerimizi de ibadet hükmüne getirir.

“Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır.”

Dünya işlerimizin ibadet hükmüne geçmesi için iki şart konulmuş: Namaz kılmak ve güzel niyet.

Dünyaya “helal rızık kazanmak, aile fertlerine helal rızık yedirmek, başkasına muhtaç olmamak” için çalışmak güzel bir niyettir.

Üstad'ın, “Bu zamanda ilâ-yı kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıftır.” cümlesinde gösterdiği hedefi esas alarak, maddî yönden çok ileri gitmeye çalışmak da güzel bir niyettir.

Gösteriş için, desinler için çalışmak güzel bir niyet olmadığından sahibine ahiret adına bir şey kazandırmadığı gibi, onu kibir ve gurura düşürmesi de çok yakın bir ihtimaldir.

"Ve fıtrî olarak vicdanda şuur ile bizzât hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyet ile inkıta' bulur. Nasılki amellerin hayatı niyet iledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ: Tevazua niyet onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder. Feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkeza kıyas et."(2)

Mütevazi bir insan tevazuun zevkini, rahatlığını, huzurunu vicdanında zaten yaşadığı için, onun mütevazi olmayı niyet etmesi söz konusu değildir.

“Tevazua niyet onu ifsad eder,” ifadesini “tekebbüre niyet onu izale eder,” ifadesinin ışığında daha iyi anlayabiliriz. Bu ikinci ifadeyi, “Bir insan tekebbüre yani büyüklenmeye niyet ettiğinde, bu niyet ondaki kibir hastalığını ortadan kaldırır.” şeklinde anlamamız mümkün değil. O halde, burada verilen mesaj şu olsa gerek:

Bir insan büyüklenmeye niyet ediyorsa, bu onun büyük olmadığını gösterir. Doymaya niyet, açlıktan gelir, tok adamın doymaya niyet etmesi düşünülmez. O halde, tekebbüre niyet eden adam da küçük olduğu için büyüklenmektedir. Bu niyeti ondan büyüklüğü izale eder ve küçüklüğünü ortaya koyar.

Bunun gibi, bir insan da tevazua niyet ediyorsa, bu niyet onun tevazu noktasında noksanı olduğundandır.

"Feraha niyet onu uçurur, gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hâkeza kıyas et."

Adam zaten ferah halini yaşıyorsa, onun ferahlanmaya niyeti söz konusu olmaz. Niyetleniyorsa bir sıkıntısı olduğundandır. Yani, feraha niyet, ferahın olmadığını gösterir. Gam ve kedere niyet de bunun aksi olarak düşünülür. Böyle bir niyet onun gerçekte bir gamı, kederi olmadığını gösterir.

Bütün bunlar, “vicdanen hissedilen bir şeye niyet etmenin o şeyin olmadığını gösterdiğine” birer misal olarak verilmiştir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Şemme.
(2) bk. age.

***

İnsanın iki fıtratı vardır. Birisi doğuştan gelen özgün ve hakiki fıtratı, diğeri ise insanın kesbi ve kazanımı ile elde ettiği ikinci suni fıtratıdır. Buna İ’tiyad-i sani de denilmiştir. Yani insanın niyet ve iradesi ile kazandığı ikinci bir fıtrat.

Birinci fıtrat vicdani esaslara dayanan hakiki fıtrat, tabii ve doğal hal de diyebiliriz. Bu fıtrat hakkın ve doğrunun bir miyarı ve mizanıdır. Bu bütün insanlarda ortak bir anlayış ve ortak bir seziştir. Bu yüzden insanlığın ortak ve temel ahlaki normları ve kuralları bu özgün fıtri halin bir neticesi, bir sonucudur.

İnsandaki ikinci suni fıtrat ise insanın kesbi ve niyeti ile şekillendiği için arızalı ve sunidir. Bu yüzden her insanda bu ikinci fıtrat farklı farklı tezahür eder.

Bazı insanlar bu ikinci fıtri oluşumu tabi ve doğal olan fıtrata yakın bir terbiye ve tedbir ile oluşturduğu için, iki fıtrat arasında uyumluluk olur. Aralarında bir mutabakat tesis olur ve bu da davranış ve ahlakta güzel neticeler verir. Yani orijinal ve samimi davranışlar sergiler. İslam’ın ve onun terbiye sisteminin fıtri oluşu Müslümanlar üzerinde olumlu ve güzel ikinci fıtratların oluşmasına sebep olmuştur. Bu yüzden İslam alimleri ve evliyaları halis ve fıtri bir güzelliğe sahip olmuşlardır.

Birde su-i tedbirden dolayı bazı insanlar farklı inanç ve ideolojilerin de tesiri ile ikinci fıtratları gayet yamuk ve eğri büğrü oluşur. Birinci fıtrat ile ikinci fıtrat arasında bir uyumsuzluk oluşur. Daima birbirleri ile çelişir ve çatışırlar. Genelde ikinci suni fıtrat tabi ve doğal olan birinci fıtratı ifsat edip bozar. Birinci fıtrat olarak güzel iken, bozuk ikinci fıtratın müdahalesi ile o güzelliği bozar yerine suni ve yapmacık halleri getirir.

Zamanla ikinci bozuk fıtrat, tabii ve doğal olan birinci fıtratı ifsadı ile tamamen dönüştürüp kendi gibi bozuk hale getirebiliyor. Artık bu adamın hayra ve güzelliğe kabiliyeti kalmaz Bütün amelleri yapmacık ve suni olur. Üstad Hazretleri bu manaya fıtratı tefessüh edenler diye işaret ediyor. Artık böyle bozulmuş bir fıtratın doğal hali ifsat ve kötü hallerdir.

Bahsi geçen yerde Üstad Hazretleri bu iki fıtrat tipine şu ibareler ile işaret ediyor:

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayrat ve hasenâtın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riyâ ve gösteriş iledir. Ve fıtrî olarak vicdanda şuurla bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyetle inkıtâ bulur."

Burada asıl anlaşılması zor olan kısım, ikinci fıtratın müdahalesi ile birinci fıtratın tabiliğinin bozulmasıdır. Bu birinci fıtrat şayet tefessüh etmiş bir fıtrat ise, artık tekebbür ve kötü haller bunun tabi haline dönüşmüş şeklidir. Böyle olunca bu bozuk fıtrat tabi olarak tekebbür edeceği zaman niyet ile bu tabilik bozulabilir. Tıpkı birinci fıtratın mütevazı olan halinin ikinci bir fıtratın müdahalesi ile bozulması gibi.

Özet olarak, temiz ve doğal olan birinci fıtratın tabi halini, bozuk ve suni olan ikinci fıtratın müdahalesi bozar. Mesela, birinci fıtri hal tevazu kabiliyetinde iken, bozuk ve suni ikinci fıtratın müdahalesi ile o tevazu hali gider, yerine riya ve gösteriş hali gelir. Yine birinci fıtratı kokuşmuş olan bir fıtrat, tabii hali ile tekebbür etme kabiliyetinde iken, ikinci suni fıtratın müdahalesi ile o tekebbür halini izale eder. Yani bir nevi menfi fıtriliğini bozar. Fıtrilik müspet ve menfi iki halde de olabilir.

Yine mutlu ve ferahlı olmaya niyet etmek ikinci bir müdahale olmasından, doğallığı bozar, mutluluk ve ferahı kaçırır. Zira mutluluk ve ferahlık fıtri bir haldir, niyet ile elde edilemez. Ama gam ve kedere karşı insan psikolojik olarak kendini alıştırıp hazırlayabilir. O zaman gam ve keder gelse, hazırlıklı olduğu için hafif atlatır. Bu yüzden fıtri şeyler önünde suni setler çekmek bir şey ifade etmez.

Ama insanın elinde fıtri ahvali bozmak veya özgün halinde bırakmak imkanı vardır. Zaten sorumluluk da bundan dolayıdır. Bize düşen görev birinci fıtrat ile sonradan oluşan suni ikinci fıtrat arasında mutabakat ve uyumluluğa yardımcı olmaktır.

***

Bu cümleyi, “insan mütevazi olmak istiyorsa kibirli olmaya niyet etsin” şeklinde anlamak, elbette, doğru değildir. Aynı şekilde ikinci cümleyi de, “insan kendinden kibri izale etmek istiyorsa tekebbüre yani kibirlenmeye niyet etsin” şeklinde yorumlayamayız.

Bu ifadelerin yer aldığı paragrafta vicdanî hükümlerden söz edilir. Demek oluyor ki, vicdanî bir mesele zaten ruhta yerini bulmuştur ve hükmünü icra etmektedir. Onun için ayrıca bir niyet gerekmez. Eğer niyet edilirse, o vicdanî hüküm, gerçek mânâda, ruha hâkim olmamış demektir.

İnsan tevazuya niyet ediyorsa, bu kendisinde tevazunun bulunmadığındandır; “niyetin tevazuyu ifsat etmesi” böyle anlaşılmalıdır. Aynı şekilde, birisi kibirli olmaya niyet etmişse, bu niyet de onun kibirli olmadığının delilidir.

Yani bu niyet, o kötü sıfatın onun ruh dünyasından uzak olduğunu gösterir. Tevazu ve tekebbür birer fıtrî hâldir. Bunlara niyet edildiğinde, o fıtrî hâl ölür. Yani, o şahısta bu hâlin bulunmadığı ortaya çıkar.

Düşmana karşı görünüşte tekebbür göstermek gerçekte tekebbür olmayıp salih bir ameldir. Diğer vicdanî hükümler de bunlara kıyas edilebilir.

***

Yaptığımız her işin değeri, o işi ne için yaptığımıza göredir. Yani içimizde taşıdığımız niyete göredir. İşin kendisi hayırlı bir iş olduğu halde, sevap kazanmayabiliriz. Sevap kazanmamak bir yana, günah bile kazanabiliriz. Bunun nedeni ise içimizdeki bozuk niyettir.

Diğer tarafta yapılan iş görünüşte hayırlı bir iş olmadığı halde, o işi yapan sevap kazanabilir. Zira içindeki niyet güzeldir.

Mükafat ve mücazzat ise niyete göredir. Allah bizim davranışlarımızı niyetlerimize göre değerlendirir. Ama biz insanlaarın niyetlerini bilmediğimiz, okuyamadığımız için davranıştan yola çıkarak değerlendiririz. Dolayısı ile görünmek veya bilinmek amacı ile kılınan bir namaz bize bir şey kazandırmayabilir. Diğer taraftan temiz bir niyet ile sıradan bir işi yapan bir insan da büyük sevaplar kazanabilir.

Hasılı ameller niyetlere göredir. Ameller, sevabını işten değil, iş hakkındaki niyetimizden alır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nur olmadan asla
Verdiğiniz cevap çok güzel.Allah razı olsun. Bir düğümü çözmeme yardımcı oldunuz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
drerkan
Güzel cevap olmuş hakikaten.Maşaallah.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
barla_gulleri
allah razı olsun çok aydınlatıcı oldu hiç böyle düşünmemiştim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Dagmera

(Küllü şeyin halikün illa vechehü)
Mesela bir adam bir köprü yaptırır. Eğer Allah için yaptırmamışsa, belli zaman sonra yok olur gider ve o adamın eline de ahirette bir şey geçmez

Ama Allah rızası için yaptırsa, O YIKILSA BİLE manası kalır. Uhrevi sevap olarak baki hayatta karşısına çıkar, helake gitmez

Mehmet Kırkıncı

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...