"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Her şeyi tahrik eden zerrât-ı müteharrikenin, muayyen hadlerine kadar hareket ettikten sonra tevakkuf ve durmalarına dikkat eden adam anlar ki..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bütün organlarımızın temel malzemesi atomlardır. Ancak farklı şekiller alıyorlar. Mesela; her beş parmağımızın malzemesi aynı olduğu halde, beşinin de uzunluğu birbirinden farklıdır. Burdan anlaşılıyor ki, manevi bir kalıp vardır; atomlar o kalıba göre hareket ediyorlar. Bu ise kaderin varlığını ispat eder.

Materyalistler kaderin, miktarın ve kalıbın arkasında ki sonsuz ilme inanmadıkları için onlar yanlış olarak o sonsuz ilmin yerine hayali ve mevhum bir şekilde tabiat ya da kanun diyorlar.

Zerrelerin muazzam bir plan üzerine hareket etmesini içi boş hayali bir kanuna irca etmek ve o kanundan bilmek ahmaklıktır. Çünkü küçük bir zerrenin küçük bir adım atması nerde ise bütün kainattaki düzenle ilgili ve ilişkilidir.

Çünkü kainat parçalanmaz bir bütünlük içinde var edilmiş. Kainatın en küçük parçası ile en büyük sistemi arasında muazzam bir ilgi, ilişki, yardımlaşma, dayanışma, kucaklaşma ve cevaplaşma bulunuyor. Her bir zerre bu ilişkilere bu sisteme uygun adım atmak durumundadır. Mesela, insan bedenine giren bir atom, insan bedeninin geneli ile uyumlu olmak zorundadır.

Ya zerre bütün kainatı görüyor, biliyor ona göre adım atıyor diyeceksin ya da zerre bütün kainatı elinde tutan bir Allah’ın memuru ve mahluku diyeceksin. Her bir zerreye ilahlık payesi vermek yerine her şeyin sahibi bir Allah’ı kabul etmek daha mantıklı daha makuldür.

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Her şeyi tahrîk eden zerrât-ı müteharrikenin, muayyen hadlerine kadar hareket ettikten sonra tevakkuf ve durmalarına dikkat eden adam anlar ki; her şeyin hududunda dâima harekette bulunan zerratı durdurup geri çeviren bir hudud bekçisi vardır. O zerratı taşmaktan menediyor. O bekçi ise, muhit bir ilmin tecellisidir ki, o tecelli kadere, kader de miktara, miktar da kalıba tahavvül eder. Demek, her şey içerisindeki zerrata bir kalıptır."(1)

Taşmak ve kalıp kelimelerinin kullanılmasıyla, konunun açıklanmasında bir inşaat örnek olarak verilmiş oluyor. İnşaatın, meselâ, bir tek kolonunu düşünmelim. Bu kolonun eni, boyu, yüksekliği önceden planlanır, sonra ona göre bir kalıp yapılır ve çimento o kalıba döküldüğünde sağa sola taşmadan kalıba göre şekillenir. Şimdi o kolon yerine kendi kolumuzu örnek alalım. “Kolumuzun şekli niçin böyle?” sorusunun cevabı şudur: Bu kolun nasıl, ne şekilde ve ne büyüklükte olması gerektiği ilâhî ilimde takdir edilmiş ve o kolun harcı hükmündeki zerrat (atomlar) o manevi plana göre kola dökülmüş ve hiçbir tarafa saçılıp taşmadan şu muntazam şekli almıştır.

On Birinci Söz’de, insanın “şuûn ve sıfât-ı İlâhiyenin bir mikyâsı” olduğu beyan ediliyor. Birçok hakikat gibi, eşyanın İlâhî takdire göre yaratılmasının da bir küçük misâli insanın istidadına konulmuştur. Şöyle ki:

Bir cümle önce zihinde kuruluyor, şekilleniyor, daha sonra kağıda dökülüyor. Cümlenin zihnimizdeki bu şekillenmesi kadere misâldir. O cümleyi yazmak istediğimizde kalemimizin ucundan dökülen mürekkep, aklımızdaki plana göre şekillenir, onun dışına çıkamaz. Demek ki, o plan manevi bir kalıp oluyor ve mürekkep o kalıba göre kağıda dökülüyor.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...