Block title
Block content

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İki tarafı birbirinden gayet uzak bir mesele var ki, her bir tarafı bir çekirdek gibi sünbül vermiş; ağaç olmuş, dal budak salmış. Böyle bir mesele üzerine, şükûk ve evhamın konmaması lâzımdır..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İki tarafı birbirinden gayet uzak bir mesele var ki, her bir tarafı bir çekirdek gibi sünbül vermiş; ağaç olmuş, dal budak salmış. Böyle bir mesele üzerine, şükûk ve evhamın konmaması lâzımdır. Çünkü, bir çekirdek diğer bir çekirdekle, çekirdek olarak toprak altında kaldıkları müddetçe iltibas edilebilir. Amma ağaç olduktan, meyve verdikten sonra şek edersen, bütün meyveler senin aleyhinde şehadet ederler. Eğer bu başka bir çekirdektir diye tevehhüm etsen, o ağacın bütün meyveleri seni tekzib ederler. Elma ağacına inkılâp etmiş bir çekirdeği, hanzale ağacının çekirdeği farzetmek sana müyesser olmaz. Ancak tevehhümle veya bütün elmaların hanzaleye tebdil edilmiş olmasıyla mümkündür ki, bu da muhâldir.

Binaenaleyh, nübüvvet öyle bir çekirdektir ki: İslâmiyet şeceresi bütün semeratıyla, çiçekleriyle o çekirdekten çıkmıştır. Kur’ân dahi, seyyar yıldızları ismar eden şems gibi, İslâmiyetin onbir rüknünü intâc etmiştir. Acaba, bu cihan-bahâ semerelere bakıp gördükten sonra, çekirdeğinde şüphe ve tereddüt  yeri kalır mı? Hâşâ...

İkinci Söz’deki şu ifadeler bu dersin birinci cümlesini güzelce izah etmektedir.

“Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.”

İman ve küfür birbirinden gayet uzaktır. Birinin meyvesi cennet diğerininki ise cehennemdir.

Bu iki meselenin meyveleri bu dünyada “inanan ve inanmayan insanlar” olarak görülüyorlar. İnanan insanlar da cennet gibi güzel olup en güzel ahlaklarla bezenmiş bulunuyorlar. Küfür ehli ise bunun tam zıddı bir tablo sergiliyorlar.

Bu “İ’lem” bize şu önemli dersi veriyor: İmanın güzelliğini müminlerde görüyoruz. Küfrün çirkinliği ise kâfirlerin hallerinde ve işlerinde kendini açıkça gösteriyor. Bu derste, Peygamberlik bir çekirdeğe benzetiliyor.

Meyvelere baktığımızda onların çekirdeklerinin ne olduğunu rahatlıkla gördüğümüz gibi, Nübüvvetin ne çekirdeği olduğunu bilmek için de onun meyvelerine nazar edeceğiz. Hz. Ebubekir’e, Hz.Ömere,  Hz.Osmana, Hz Ali’ye  (radiyallahu anhüm) bakacağız. Bütün sahabe efendilerimize bakacağız.  İmam-ı Azam’a, İmam-ı Şafiî’ye bakacağız. Bütün müçtehid ve mücedditlere bakacağız. Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani İmam-ı Gazaliye, Hz.Mevlana’ya ve Üstadımız Bediüzzaman’a  bakacağız.    Bütün bu kâmil insanlar, bütün bu hidayet öncüleri, bütün bu ahlâk timsalleri hep nübüvvetin meyveleridir.

Bunların tümünü meyve veren bir çekirdek ne çekirdeği olabilir? Elbette  o çekirdek, iman çekirdeği, hidayet çekirdeği, salahat ve ahlak  çekirdeğidir.

Nübüvvetin meyvesi olan bu büyük insanlar gibi, İslâm dinindeki bütün hakikat dersleri de  nübüvvetin meyveleri ve çiçekleridir.  Gezegenlerin güneşten kopmaları ve onun birer meyvesi olmaları gibi, İslâmiyetin on bir rüknü de (imanın altı erkânı ile İslâm’ın beş şartı)  Kur’ân’dan doğmuşlardır. Bu on bir rükünden birisi Allah’a imandır. Allah hakkında en doğru bilgi ve yegane  sağlam itikat ancak Kur’ândan ders alınabilir. Bu ise nübüvvetin en birinci meyvesidir ve Peygamber Efendimizin hak peygamber olduğunun en büyük bir delilidir.  Diğer iman hakikatleri ve İslâm’ın hükümleri de aynı şekilde değerlendirilir. Bütün bunlar nübüvvet çekirdeğinden çıkmışlar, yani Allah’ın o sevgili Peygamberine bildirmesiyle bilinmişlerdir. Bunların hiçbirine insan aklı güç yetiremez ve bunların tamamı ancak vahiy yoluyla ders alınabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...