"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İki tarafı birbirinden gayet uzak bir mesele var ki, her bir tarafı bir çekirdek gibi sünbül vermiş; ağaç olmuş, dal budak salmış. Böyle bir mesele üzerine, şükûk ve evhamın konmaması lâzımdır." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslam alemi açılmış bir ağaç, Peygamber Efendimiz (asm) ise bu ağacın çekirdeği hükmündedir. Yani Peygamber Efendimiz (asm)'in açılmış ve genişlemiş haline İslam alemi diyebiliriz. İslam alemindeki milyonlarca alim ve evliyaların özü ve esası Peygamber Efendimiz (asm)'dir ve onun riyaseti ve terbiyesi ile o parlak makama ulaşmışlardır. Demek Peygamber Efendimiz (asm)'in tazeliğini ve hakkaniyetini en zahir ve parlak bir şekilde anlamanın yolu, onun geniş ve azametli bir eseri olan Âlem-i İslam’a bakmaktır.

İslam alemindeki bütün güzellik ve harika şeyler, kökü olan Hazreti Peygamber (asm)'in sağlamlığına ve tazeliğine bakıyor ve onun manevi azametini ilan ediyor. İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Rabbânî, Muhyiddin-i Arabî, Abdülkadir-i Geylânî gibi milyonlar muhakkıkîn-i asfiya ve sıddıkîn o pencereden bakıyorlar, başkalarına da gösteriyorlar. Bu mübarek zatların görüp gösterdiği şey İslam bahçesinin harika nakışları ve taze meyveleridir.

Küfür alemi de bir ağaç, küfür ve inkar da onun çekirdeğidir. Bütün zulüm ve ahlaksızlıklar, bu küfür aleminin meyveleri ve yemişleri hükmündedir. İnsan soyut ve fikri olarak hangi tarafın hak olduğunu göremese bile bu meyve ve neticelerinden hareket ederek hakkı bulabilir. Yani küfür ağacının meyveleri olan zulüm ve ahlaksızlıklar, onun batıl olduğuna işaret ettiği gibi, İslam ağacının güzel ve tatlı meyveleri de onun hak ve hakikat olduğuna işaret ediyorlar demektir.

Ağacın tazeliği ve güzelliği, kök ve çekirdeğinin tazeliği ve güzelliğinden dolayıdır. Öyle ise İslam ağacının saysız taze ve güzel meyveleri onun çekirdeği ve esası olan Hazreti Peygamberimiz (asm)'in de taze ve güzel olduğuna bir karine, hatta bir kati bir delildir.

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İki tarafı birbirinden gayet uzak bir mesele var ki, her bir tarafı bir çekirdek gibi sünbül vermiş; ağaç olmuş, dal budak salmış. Böyle bir mesele üzerine, şükûk ve evhamın konmaması lâzımdır. Çünkü, bir çekirdek diğer bir çekirdekle, çekirdek olarak toprak altında kaldıkları müddetçe iltibas edilebilir. Amma ağaç olduktan, meyve verdikten sonra şek edersen, bütün meyveler senin aleyhinde şehadet ederler. Eğer bu başka bir çekirdektir diye tevehhüm etsen, o ağacın bütün meyveleri seni tekzib ederler. Elma ağacına inkılâp etmiş bir çekirdeği, hanzale ağacının çekirdeği farzetmek sana müyesser olmaz. Ancak tevehhümle veya bütün elmaların hanzaleye tebdil edilmiş olmasıyla mümkündür ki, bu da muhâldir."

"Binaenaleyh, nübüvvet öyle bir çekirdektir ki: İslâmiyet şeceresi bütün semeratıyla, çiçekleriyle o çekirdekten çıkmıştır. Kur’ân dahi, seyyar yıldızları ismar eden şems gibi, İslâmiyetin on bir rüknünü intâc etmiştir. Acaba, bu cihan-bahâ semerelere bakıp gördükten sonra, çekirdeğinde şüphe ve tereddüt yeri kalır mı? Hâşâ..."(1)

İkinci Söz’deki şu ifadeler bu dersin birinci cümlesini güzelce izah etmektedir.

“Demek iman bir mânevî tûbâ-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor.”

İman ve küfür birbirinden gayet uzaktır. Birinin meyvesi cennet diğerininki ise cehennemdir.

Bu iki meselenin meyveleri bu dünyada “inanan ve inanmayan insanlar” olarak görülüyorlar. İnanan insanlar da cennet gibi güzel olup en güzel ahlaklarla bezenmiş bulunuyorlar. Küfür ehli ise bunun tam zıddı bir tablo sergiliyorlar.

Bu “İ’lem” bize şu önemli dersi veriyor: İmanın güzelliğini müminlerde görüyoruz. Küfrün çirkinliği ise kâfirlerin hallerinde ve işlerinde kendini açıkça gösteriyor. Bu derste, Peygamberlik bir çekirdeğe benzetiliyor.

Meyvelere baktığımızda onların çekirdeklerinin ne olduğunu rahatlıkla gördüğümüz gibi, Nübüvvetin ne çekirdeği olduğunu bilmek için de onun meyvelerine nazar edeceğiz. Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömere, Hz. Osmana, Hz Ali’ye (radiyallahu anhüm) bakacağız. Bütün sahabe efendilerimize bakacağız. İmam-ı Azam’a, İmam-ı Şafiî’ye bakacağız. Bütün müçtehid ve mücedditlere bakacağız. Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani İmam-ı Gazaliye, Hz. Mevlana’ya ve Üstadımız Bediüzzaman’a bakacağız. Bütün bu kâmil insanlar, bütün bu hidayet öncüleri, bütün bu ahlâk timsalleri hep nübüvvetin meyveleridir.

Bunların tümünü meyve veren bir çekirdek ne çekirdeği olabilir? Elbette o çekirdek, iman çekirdeği, hidayet çekirdeği, salahat ve ahlak çekirdeğidir.

Nübüvvetin meyvesi olan bu büyük insanlar gibi, İslâm dinindeki bütün hakikat dersleri de nübüvvetin meyveleri ve çiçekleridir. Gezegenlerin güneşten kopmaları ve onun birer meyvesi olmaları gibi, İslâmiyetin on bir rüknü de (imanın altı erkânı ile İslâm’ın beş şartı) Kur’ân’dan doğmuşlardır. Bu on bir rükünden birisi Allah’a imandır. Allah hakkında en doğru bilgi ve yegane sağlam itikat ancak Kur’ândan ders alınabilir. Bu ise nübüvvetin en birinci meyvesidir ve Peygamber Efendimiz (asm)'in hak peygamber olduğunun en büyük bir delilidir. Diğer iman hakikatleri ve İslâm’ın hükümleri de aynı şekilde değerlendirilir. Bütün bunlar nübüvvet çekirdeğinden çıkmışlar, yani Allah’ın o sevgili Peygamberine bildirmesiyle bilinmişlerdir. Bunların hiçbirine insan aklı güç yetiremez ve bunların tamamı ancak vahiy yoluyla ders alınabilir.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...