"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İki tarafı birbirinden gayet uzak bir mesele var ki, her bir tarafı bir çekirdek gibi sünbül vermiş; ağaç olmuş, dal budak salmış. Böyle bir mesele üzerine, şükûk ve evhamın konmaması lâzımdır." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İki tarafı birbirinden gayet uzak bir mesele var ki, her bir tarafı bir çekirdek gibi sünbül vermiş; ağaç olmuş, dal budak salmış. Böyle bir mesele üzerine, şükûk ve evhamın konmaması lâzımdır. Çünkü, bir çekirdek diğer bir çekirdekle, çekirdek olarak toprak altında kaldıkları müddetçe iltibas edilebilir. Amma ağaç olduktan, meyve verdikten sonra şek edersen, bütün meyveler senin aleyhinde şehadet ederler. Eğer bu başka bir çekirdektir diye tevehhüm etsen, o ağacın bütün meyveleri seni tekzib ederler. Elma ağacına inkılâp etmiş bir çekirdeği, hanzale ağacının çekirdeği farzetmek sana müyesser olmaz. Ancak tevehhümle veya bütün elmaların hanzaleye tebdil edilmiş olmasıyla mümkündür ki, bu da muhâldir."

"Binaenaleyh, nübüvvet öyle bir çekirdektir ki: İslâmiyet şeceresi bütün semeratıyla, çiçekleriyle o çekirdekten çıkmıştır. Kur’ân dahi, seyyar yıldızları ismar eden şems gibi, İslâmiyetin on bir rüknünü intâc etmiştir. Acaba, bu cihan-bahâ semerelere bakıp gördükten sonra, çekirdeğinde şüphe ve tereddüt yeri kalır mı? Hâşâ..."(1)

Bu derste, peygamberlik bir çekirdeğe benzetiliyor. Nübüvvetin ne çekirdeği olduğunu bilmek için de onun meyvelerine nazar etmeli; Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, Hz Ali’ye (radiyallahu anhüm) ve bütün sahabe efendilerimize bakmalıdır. İmam-ı Azam’a ve İmam-ı Şafiî gibi eşsiz müçtehid ve mücedditlere, Abdülkadir Geylani’ye, İmam-ı Rabbanî’ye, İmam-ı Gazzalî’ye, Hz.Mevlana’ya ve Üstadımız Bediüzzaman’a bakmak lazım. Bütün bu kâmil insanlar, bu hidâyet rehberleri, bu ahlâk timsalleri hep nübüvvetin meyveleridir.

Bunların tamamını meyve veren bir çekirdek, ne çekirdeği olabilir? Elbette o çekirdek, iman çekirdeği, hidâyet çekirdeği, fazilet ve ahlâk çekirdeğidir.

Nübüvvetin meyvesi olan bu büyük insanlar gibi, İslâm dinindeki bütün hakikat dersleri de nübüvvetin meyveleri ve çiçekleridir. Gezegenlerin güneşten kopmaları ve onun birer meyvesi olmaları gibi, İslâmiyet’in on bir rüknü de (imanın altı erkânı ile İslâm’ın beş şartı) Kur’ân’dan doğmuşlardır.

Bu on bir rükünden birisi Allah’a imandır. Allah hakkında en doğru bilgi ve yegâne sağlam itikad ancak Kur’ândan ders alınabilir. Bu ise nübüvvetin en birinci meyvesidir ve Peygamber Efendimizin (asm.) hak peygamber olduğunun en büyük delilidir. Diğer iman hakikatleri ve İslâm’ın hükümleri de aynı şekilde değerlendirilir. Bütün bunlar nübüvvet çekirdeğinden çıkmışlar, Allah’ın o sevgili Peygamberine bildirmesiyle bilinmişlerdir. Bunların hiçbirine insan aklı takat getiremez ve bunların tamamı ancak vahiy yoluyla ders alınabilir.

İslam dini bir ağaç, Habib-i Kibriya Efendimiz (asm) ise bu ağacın çekirdeğidir. Yüz yirmi dört bin sahabe, yüz yirmi dört milyon evliya, kıyamete kadar gelecek bütün mü’minler o ağacın nurlu meyveleridir. O yıldız sahabeler Peygamber Efendimiz (asm)'in riyaseti ve terbiyesi ile o parlak makama ulaşmışlardır. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm)'in büyüklüğü onun meyvelerine bakılarak anlaşılır.

Habib-i Kibriya Efendimiz (asm.)’in en büyük mu’cizesi olan Kur’ân-ı Kerîmin feyzine mazhar olan, ondan ziyadesiyle istifade eden, sünnetleri harfiyen yaşayıp kendilerine rehber eden sahabeler, bütün dünyaya muallim ve üstad oldular.

“İşte bak: Şu cezire-i vasiada vahşi ve âdetlerine mutaassıb ve inadçı muhtelif akvamı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyanelerini def'aten kal' ve ref' ederek bütün ahlâk-ı hasene ile techiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi.” (Sözler)

Küfür de bir çekirdektir. Bütün zulüm ve ahlaksızlıklar, Firavun ve Ebu Cehil gibi azgınlar da onun zehirli yemişleridir. Küfür ağacının meyveleri olan zulüm ve ahlaksızlıklar, onun batıl olduğuna işaret ettiği gibi, İslâm ağacının güzel ve tatlı meyveleri de onun hak ve hakikat olduğuna delildir.

Ağacın tazeliği ve güzelliği, kök ve çekirdeğinin tazeliği ve güzelliğinden dolayıdır. Öyle ise İslam ağacının saysız taze ve güzel meyveleri onun çekirdeği ve esası olan Resulullah Efendimiz (asm)'in de hakkaniyetine kat’î bir delildir.

İkinci Söz’deki şu ifadeler bu dersin birinci cümlesini güzelce izah etmektedir.

“Demek iman bir mânevî tûbâ-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor.”

İman ve küfür birbirinden gayet uzaktır. Birinin meyvesi cennet, diğerininki ise cehennemdir. Bu iki meselenin meyveleri bu dünyada “inanan ve inanmayan insanlar” olarak görülüyorlar. İnanan insanlar da cennet gibi güzel olup, ahlak-ı hasene ile bezenmişlerdir. Küfür ehli ise bunun tam zıddı bir tablo sergiliyorlar.

İmanın bütün güzelliğini kâmil mü’minlerde görüyoruz. Küfrün çirkinliği ise kendini kâfirlerde açıkça gösteriyor.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...