Block title
Block content

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İnsanın akıl ve fikir meydanı öyle bir vüs'attedir ki, ihâtası mümkün değildir; ve o kadar dardır ki, iğneye mahal olamaz. Evet bâzen zerre içinde dönüyor, katre içerisinde yüzüyor, bir noktada hapsoluyor..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem Eyyühe’l-Azîz! İnsanın akıl ve fikir meydanı öyle bir vüs'attedir ki, ihâtası mümkün değildir; ve o kadar dardır ki, iğneye mahal olamaz. Evet bâzen zerre içinde dönüyor, katre içerisinde yüzüyor, bir noktada hapsoluyor. Bâzen de, âlemi bir karpuz gibi eline alır ve kâinatı misâfireten getirir, akıl odasında misâfir eder. Bâzen de o kadar haddini tecâvüz eder, yükseğe çıkar ki; Vâcibü’l-Vücûd'u görmeğe çalışır. Bâzen de  küçülür, zerreye benzer. Bâzen de semâvat kadar büyür. Bâzen de bir katreye girer. Bâzen de fıtrat ve hilkati içine alır...

İnsan gözü belli bir sahada cevelan eder; çok küçük varlıkları göremediği gibi çok uzakta olan yıldızları da göremez. Keza, insan kulağı da belli frekanslar arasındaki sesleri işitir, daha hafif yahut daha tiz frekansları işitemez. Ama insan aklı öyle değil. Onun sahası çok geniş. İlk insandan bugüne, insan aklının ortaya koyduğu ilmî eserlerden, fennî keşiflere kadar bütününü birden nazara alalım, insan aklı bunlardan çok daha geniş sahalarda dolaşabilir. Nitekim, her gün yeni bir keşifle, yeni bir buluşla karşılaşıyoruz.

Bununla beraber, bazen de insan çok küçük sularda boğulabiliyor; bütün himmetini ve gayretini basit şeylere tahsis edebiliyor. Bunu, aynı insandaki iniş çıkışlar olarak anlayabileceğimiz gibi, insan nevinin fertlerindeki büyük farklılıklar şeklinden de yorumlayabiliriz.

Bu ikinci şık Üstadımızın şu vecizesiyle güzelce ortaya konuştur:

“Evet, bazı insanlar zerrede boğulurlar. Bazısında da dünya boğulur.” Mesnevî- i Nuriye

Biz de açıklamalarımızda bu ikici şıkkı esas alacağız.

Akıl ve fikir meydanı ihata edilemeyecek kadar geniş olan insan, bazen çok küçük şeylerle uğraşıyor; uğraşmanın da ötesinde onları hayatının gayesi olarak görüyor, hayaline varıncaya kadar bütün hissiyatını o küçük hedefe yönlendirebiliyor.

Üstadımızın ifadesiyle “Evet bâzen zerre içinde dönüyor, katre içerisinde yüzüyor, bir noktada hapsoluyor.”

Atom içinde dönen insan atomdan daha küçüktür, bir elektron gibidir. Katre içinde yüzen insana göre o bir damla su büyük bir göl yahut deniz gibi olur. Bir notada hapsolan kişi de kendi varlığını o küçük gayede hapsetmekle çok küçülür. O nokta onun için bir hapishane kadar büyük bir mekân olur, o ise o büyük hapishanede küçük bir  mahpus.

İnsan, hangi dünya menfaatini, hangi serveti yahut hangi makamı hayatına gaye edinmişse,  bütün bunlar o insanın gerçek değerine göre “bir zerre, bir katre, bir nokta”  gibi küçük kalırlarken,  o dünyalara sığmayan insan aklı  sadece onların elde edilmesine odaklaştığında  insan çok küçülür.

“Dünya öyle bir meta değil ki bir nizaa.” değsin diyen Şeyh Sadi’nin manevi makamının büyüklüğü ve yüksekliği yanında koca dünya bir zerre, bir katre, bir nokta kadar kaldığı halde, dünyanın küçük bir menfaati için adam öldüren bir kişi ise gerçek dünyaya göre bir zerre, bir katre, bir nokta kadar küçük kalır.

Yirmi Üçüncü Söz’de insanların zerreden şemse kadar dereceleri olduğu ifade ediliyor. Yâni, manevi makamı atom kadar olan adam da var, güneş kadar olan adam da...

“Bâzen de, âlemi bir karpuz gibi eline alır ve kâinatı misâfireten getirir, akıl odasında misâfir eder.”

Kâinatı ve ondaki hadiseleri ilim ve hikmet nazarıyla seyreden bir kişi, onları incelerken sanki bütün bir âlemi aklına misâfir etmiş gibidir. Onunla ilgilenmekte, onu incelemektedir. İnsan bir dağa baktığı zaman dağın görüntüsü onun gözüne misâfir geldiği gibi, o dağı incelediğinde de dağ onun aklına misâfir gelmiş gibi olur.  İşte, zerre içinde yüzen insanlar yanında böyle büyük insanlar da var.

“Bâzen de o kadar haddini tecâvüz eder, yükseğe çıkar ki; Vâcibü’l-Vücûd'u görmeğe çalışır.”

“Ben kimin eseriyim? Organlarımdan hissiyatıma kadar bütün varlığımı kim tanzim etti? Güneşleri, ayları, hayvanları, bitkileri bana hizmet ettiren kim?” sorularının cevabını arayan insan, bu terakki yolculuğunda öyle bir noktaya gelir ki, Vâcibü’l-Vücûd olan Rabbini görmek ister, onun yollarını araştırır. Bunun en güzel misâli Hazret-i Mûsânın (as.)  Allah’ı görme talebinde bulunmasıdır. Mûsâ aleyhisselam Allah’tan bu yüce mertebeyi talep ederken, onunla aynı beldede yaşayan Karun da hazinelerde boğulmuştu.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hubab | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 998 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...