"İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın san’atıyla Hâlıkın san’atı arasındaki fark: İnsan kendi san’atının arkasında görünebilir; amma Hâlıkın masnuu arkasında yetmiş bin perde vardır..." devamıyla izah eder misiniz? Nurani perdeler ne demektir, nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem Eyyühe’l-Aziz! İnsanın san’atıyla Hâlık’ın san’atı arasındaki fark: İnsan kendi san’atının arkasında görünebilir, amma Hâlık’ın masnûu arkasında yetmişbin perde vardır. Fakat, Hâlık’ın bütün masnuatı def’aten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nuranîler kalır.

Bir mimarın tek bir eseri varsa o eserde mimarın sanatı, mahareti rahatlıkla seyredilebilir. Çok değişik özellikte birçok esere imza atmışsa, o zaman onun sanatını sadece bir perdede seyretmek noksan olur, karanlıkta kalır, yeterince okunamaz, bilinemez. Bu durumda o mimarın yaptığı bütün eserlere birden bakmak gerekir ki, onun bilinmesi tanınması konusunda siyah perdeler ortadan kalksın, hakikat açıkça ortaya çıksın.

Bir insanın en fazla on, yirmi ve nihayet yüz tane şaheseri olabilir. Bunların yüzünü birden müşahede etmek mümkündür. Ama, Cenab-ı Hakk’ın esma ve sıfatına ayna olan mahlûkat sayılamayacak kadar çoktur. Tümünü birden görmek ve bilmek insan idrakini, hatta insan hayalini çok aşar.

Yetmiş bin perde, her bir ismin farklı tecelli mertebelerini ifade eder.

Mesela, biz Allah’ın Kadîr ismini tefekkür etmek istediğimizde ancak çevremizdeki sayılı mahluklara bakabiliriz, onlardaki kudret tecellileriyle o ismi bir derece düşünebiliriz. Güneş ışığının yaklaşık yüz elli milyon kilometrelik bir mesafeyi sekiz dakikada geçerek gözümüze ulaştığını ölçü aldığımızda ve henüz ışığı dünyamıza ulaşmayan yıldızlar olduğunu düşündüğümüzde Kadîr isminin tecellilerini tefekkürde ne kadar noksan kaldığımız açıkça anlaşılır.

O kudrete mazhar bütün mahlûkatı görüp bilmekle Kadir isminin kemali bir derece idrak edilebilir. İşte Kadir isminin, en küçük daireden ta en geniş dairelere kadar uzanan farklı tecellileri yetmiş bin perde olarak ifade edilir. Diğer esmâ-i hüsnâ da aynı şekilde düşünülecektir. Her birinin yetmiş bin perdesi vardır.

Siyah perdelerin kalkıp nuranilerin kalkması Mi’rac Risalesindeki şu cümle ile nazarımıza sunulmuştur:

“Onun huzur-u kibriyâsına perdesiz girmek istenilse, zulmanî ve nuranî, yani maddî ve ekvânî ve esmâî ve sıfâtî yetmiş binler hicaptan geçmek, ..... eğer cezb ve lütuf olmazsa binler seneler çalışmak ve sülûk etmek lâzım gelir.” – Sözler

Buna göre yetmiş bin perde sadece gördüğümüz maddî âlemdeki tecelli mertebeleri değildir. Bu perdeler, zulmanî yani “maddî ve ekvanî” perdelerdir.

Bu madde âlemini aşıp, mahlukatın hakikî mahiyetlerinin esmâ-i İlâhiye olduğunu düşünüp, nimetten Mün’im’e, eserden Sani’e, mahluktan Hâlık’a, hayattan Muhyi’ye,…, intikal etmek gerekir. Bu isimlerin tecelli mertebeleri de nuranî perdelerdir.

Allah’ın zatının kemali hem bütün maddiyattaki esmâ ve sıfat tecellilerini, hem de göremediğimiz bütün gayb âlemlerindeki tecellileri geride bırakmak suretiyle bir derece bilinebilir. Üstat hazretleri bu perdelerin aşılmasıyla “daire-i sıfata” yanaşılabileceğini ifade eder. Sıfat dairesinin manen ötelerinde şuunat dairesi vardır. Bunlardan geçilmekle Allah’ın zatının kemali “bilinmez olarak” bilinir, “idrak edilmez” olarak bir derece idrak edilir.

“O, her şeyden sezilir Zâhir, hiçbir şeyle bilinmez Bâtın’dır.” Elmalılı Hamdi Yazır

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...