Block title
Block content

"İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların arza âit malûmat ve müsellemât-ı bedihiyatları, ülfete mebnîdir. Ülfet ise, cehl-i mürekkep üstüne serilmiş bir perdedir..." İ'lem'in tamamını izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsanların arza ait malûmat ve müsellemat-ı bedihiyatları ülfete mebnîdir. Ülfet ise, cehl-i mürekkeb üstüne serilmiş bir perdedir."

Bir şeyi bilmemek cehalettir. Bilmediğini bilmemek ise cehl-i mürekkeptir,  kat kat cehalettir.

Meselâ, birisine “Bu yol nereye gidiyor?” diye sorduğunuzda size “Bilmiyorum.” diye karşılık veriyor. Bu adamın sorunun cevabını bilmemesi bir cehalettir. Birisi de var ki, “o yolun nereye gittiğini bilmediğini de bilmiyor.” Buna cehl-i mürekkep denilir. Bunun cehaleti birincininkinden çok daha ileridir.  Zira, birinci adam bilmediği şeyi sorup öğrenebilir. İkinci adam ise bu bilgisizliğinin de cahili olduğundan sorma gereği de duymaz ve yanlış yolda gitmeye devam eder.

"Hakikate bakılırsa zannettikleri ilim, cehildir."

İnançsız bilim adamlarının kâinat hakkındaki bilgileri onları cehaletten kurtarmaz. Üstelik bu bilgisizlikleri cehl-i mürekkep sınıfına girer. Zira, hem eşya hakkında bilmeleri gereken gerçek ilimden mahrumdurlar, hem de bunun farkında değildirler. Kendi sahalarında bir takım şeyler bilmeleri onları cehaletten kurtarmaz.

On İkinci Sözde bunun çok harika bir izahı yapılıyor.

Orada bir Kur’an-ı Kerim misali veriliyor. Özet olarak: Bir zat, elmasla, zümrütle, mercanla bir Kur’an yazıyor. Manaya göre cevher kullanıyor. Sonra onu bir Müslüman âlime ve bir ecnebi bir feylesofa gösteriyor. Müslüman âlim o Kur’an-ı Kerim’e, önce güzel bir tefsir yazıyor. Daha sonra, ayetlerin yazıldıkları cevherler hakkında ek bilgiler veriyor.

İkinci adam ise, elindeki kitabın Kur’an-ı Kerim olduğunu bilmiyor. Sadece harfler ve kelimelerde kullanılan cevherlerin kimyevî özelikleri hakkında bilgiler veriyor. O cevherlerin hangi bölgelerde bulunduğunu anlatıyor.

Bu adamın o cevherleri ve özelliklerini bilmesi kendini cehaletten kurtarmaz. Zira, öncelikle, elindeki kitabın Allah kelamı olduğunu bilmesi ve ondaki ayetlerin manalarını anlaması gerekir. Aksi halde ondan istifade edemez. Ayetlerin yazıldığı madenleri bilmesi, ona hiçbir fazilet kazandırmaz. Mesela, bir ayet-i kerime adaletin faziletinden bahsediyorsa, bu adam o ayeti okuyup, hükmüyle amel ederek adil bir insan olmadığı takdirde,  söz konusu ayetin yazıldığı cevherler hakkında ne bilirse bilsin,  cehl-i mürekkepten kurtulamaz.

İşte, misâlde geçen Kur’anı, Allah kelamı olarak bilmeden ondaki cevherler hakkında bilgi sahibi olmak bir mana ifade etmediği gibi, kudret kalemiyle yazılmış şu kâinat kitabını da Allah’ın eseri olarak tanımadan ondaki varlıklar hakkında bir şeyler bilmek insana bir fazilet, bir kemal kazandırmaz.

Kur’anın ilk emri olan “Oku!”, insanın öncelikle kendisini ve kâinatı İlahi birer eser olarak değerlendirmesini emretmektedir.

Meselâ, üzerinde oturduğumuz yer küreyi, Allah’ın bir misafirhanesi, isimlerinin tecelligâhı, insanların imtihan meydanı olarak gören insan, dünyada bir misafir gibi yaşar, hiçbir şeye aşırı derecede gönül bağlamaz. Allah’ın san’at mucizelerini ibretle tefekkür eder. İlahi emirler dairesinde bir ömür geçirir ve yasaklardan olanca hassasiyetiyle sakınır.

Dünyayı böylece okuyup değerlendirmeyen insanın, “dünyanın büyüklüğü, eğimi, kendi etrafında dönme sürati” gibi bilgileri, ona insanlık namına, fazilet namına, ahlâk namına, kemalat namına hiçbir şey kazandırmaz. Bu bilgiler, ancak bu eserleri Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının birer aynası olarak görmesi şartıyla, insana büyük bir tefekkür ufku açar. Aksi halde, insanın sorumluluğunu artırmaktan öteye geçmez. Zira, “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayet-i kerimesi, bilenlerin değeri yanında, sorumluluklarını da hatırlatmaktadır.

"Bu sırra binaendir ki, Kur'an âyetleriyle insanların nazarını melufatları olan şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havarik-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir."

Kur’an-ı Kerim, ülfet ettiğimiz şeylere önemle dikkatimizi çeker.  Semaların ve arzın terbiyesinden, insanın ana rahminde geçirdiği yolculuğa; devenin yaratılışından, arının ilhama mazhariyetine; gece ve gündüzden, insanların lisanlarına, renklerine kadar her şeye Allah namına baktırır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Şemme | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1167 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...