Block title
Block content

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Kelime-i Tevhid'in tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Kelime-i Tevhid'in tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. Maahaza, zâkir olan zâtta bulunan hasse ve lâtifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işâret olduğu gibi; onların da onlara münasib şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir.

“Kelime-i Tevhid'in tekrar ile zikrine devam”

İnsanın yaratılış gayesi, iman, marifet ve ibâdet olarak özetlenebilir. Allah’ı anmak ve O’na iman etmek  için yaratılan kalbin, başka şeylere bağlanması, onlardan medet umması, onlara kavuşmayı gaye edinmesi yahut onlardan korkması onun manen hastalanması demektir. Kalbin bu hastalığa yakalanmaması yahut ondan kurtulması için “Kelime-i Tevhid'in tekrar ile zikrine devam” etmesi gerekir. Bu en büyük zikrin tekrar edilmesi, bir ilacın bir kez değil,  defalarca kullanılmasına benzetilmiş oluyor.

Bütün varlık âlemi,  esmâ-i İlâhînin  tecellileridirler.  Kelime i tevhidde esmâ-i hüsna adedince tevhidler vardır.  Her isteğimiz yahut her ihtiyacımız bu isimlerin  tecellileriyle yerine gelmektedir.

Bütün bu istekleri sebeplerden beklemek yerine Allah’tan beklemek,  bütün hayrın O’nun elinde olduğunu unutmayıp ancak O’ndan yardım dilemek gerekir. İşte bu neticeye ancak kelime-i tevhidin tekrar ile zikriyle ulaşılır.

Bilindiği gibi, Allah  ismi Cenâb-ı Hakkın zâtına unvan ve âlemdir. Bunun içindir ki Lâ ilahe illallah kelamında esmâ-i İlâhîye adedince tevhitler vardır; “lâ razıke illallah,  lâ Kadire illallah,  lâ Malike illallah gibi.

Bu tevhidlerden her biri,  kalbin mahlukat âlemine  uzanan bir ipini keser ve kulu Rabbine yöneltir. Meselâ, rızık talep eden bir kul “Lâ Razıka İllallah” demekle rızkı ağaçtan, bahçeden, yahut insanlardan değil ancak Allah’tan bilir, Onun ihsanını bekler. Böylece kulun kalbi bu sebeplerden ve bu bağlardan kurtulur.

Lâ Şafiye illallah diyerek, her hayır gibi şifayı da ancak Allah’tan bilen kişi, sebeplere ve vasıtalara gereğinden fazla önem vermez, “Filan ilacı içtim de iyileştim veya filan doktor beni iyileştirdi.” demez. Böylece kalbini ne doktora bağlar, ne de ilaca. Onları birer sebep olarak bilir, bu sebeplere  müracaat eder, tedavisini hassasiyetle sürdürür;  ekmeden biçemeyeceğini bildiği gibi,  tedavi olmadan da şifa bulmaya kalkışmaz. Ama bu sebeplere aşırı bağlanmaktan ve  gereğinden fazla minnattar olmaktan da kalbini uzak tutar.

“Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir.”

Bu cümle,  insan nefsinin sebeplere tapacak dereceden aşırı önem vermesinin gizli bir şirk olduğuna işaret ediyor ve bu büyük hatadan ancak kelime-i tevhidin tekrar ile zikredilmesiyle kurtulabileceğini ders veriyor.

“Zâkir olan zâtta bulunan hasse ve lâtifelerin ayrı ayrı tevhidleri”

İnsan ruhunda bulunan pek çok lâtifelerin her birinin ayrı tevhitleri vardır. Meselâ, sevgi hissinin tevhidi ancak Allah’ı sevmek, başka varlıkları da O’nun namına sevmektir. Korku hissinin tevhidi, ancak Allah’tan korkmak, O’nun emir ve yasaklarına karşı gelmekten hassasiyetle uzak durmaktır.

Aklın tevhidi, bu kâinattaki bütün hikmetleri ve manaları Allah’ın Hakîm ve Alîm isimlerinin tecellileri bilmektir.

Üstat hazretleri bir başka risalesinde,  bu tekrarların hakikatte  tekrar değil tesis olduğunu ders verir. Buna göre, bir binanın inşasında sıra sıra örülen duvarlar tekrar değildir, o bina bu tekrarlarla inşa edilmektedir. Zikirlerin, tesbihlerin ve Kur’ân-ı Kerîmdeki bazı kıssaların tekrarı da bu manada birer tesistirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...