"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Kur’ân-ı Mu'ciz’ül-Beyan'ın her bir sûresi, bütün Kur’ân’ın münderecâtını icmâlen ihtiva ettiği gibi, sâir sûrelerde zikredilen makasıd ve mühim kıssaları da tazammun etmiştir." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Kur’ân-ı Mu'ciz’ül-Beyan'ın her bir sûresi, bütün Kur’ân’ın münderecâtını icmâlen ihtiva ettiği gibi, sâir sûrelerde zikredilen makasıd ve mühim kıssaları da tazammun etmiştir. Bundaki hikmet, Kur’ân'ı tamamen okumaya vakti müsaid olmayan veya ancak bir kısmını veya bir sûresini okuyabilen insanlar, Kur’ân’ın hepsini okumaktan hasıl olan sevabdan mahrum kalmamasıdır."

"Evet, mükellefîn arasında bulunan ümmîler ancak bir sûreyi okuyabilirler. İ’câz-ı Kur’ân onları da tam sevab kazanmaktan mahrum etmemek için, bu nükte-i i'câziyeyi tâkib ederek bir sûreyi tam Kur’ân hükmünde kılmıştır."

Kur’ânın maksadı dört maddede toplanıyor: “Tevhid”, “Nübüvvet”, “Haşir”, “Adâlet ile ibâdet.” Her sûrede bu dört ana maksad, ya sarahaten yahut işaret, remz, ima tarzında işlenmiş bulunuyor.

Tevhid, Kur’ânın en mühim gayesidir. Zira Kur’ân’ın nazil olduğu dönemde, insanların kahir ekseriyetinin itikad dünyasında, şu veya bu şekilde, şirk hükmediyordu. Putperestlikten, ateşe tapmaya, Hz. İsa’yı ilah kabul etmekten, melekleri Allah’ın kızları bilmeye kadar uzanan birçok çeşitleriyle akıllar ve kalpler şirkle boyanmış, tevhid inancından çok uzaklarda kalmışlardı. Bu sebeple, Kur’ân-ı Kerîm'de tevhid meselesi her vesileyle nazara verilir, kalplere yerleştirilir. Bütün medih ve senanın Allah’a mahsus olduğu ve bütün âlemleri ancak O’nun terbiye ettiğinden, O dilemedikçe kimsenin kimseyi hidayete erdiremeyeceğine kadar tevhid dersleri, bu Allah kelamında çok büyük yer tutmuştur.

Nübüvvet meselesi de birçok ayette ele alınmıştır. Peygamber Efendimize (asm.) risalet vazifesini ifa ederken nelere dikkat etmesi gerektiğinden, İslâm’ın bütün emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesine kadar, her türlü konuda vahiyle istikamet verilmiştir. İnsanlara peygamber kıssalarıyla verilen çok mühim mesajlar da bu maddeye dâhildir.

Üstadımızın ifadesiyle Kur’ânın, yaklaşık olarak, “üçte birisi haşir ve adâlet”tir.

Adâletin zıddı olan zulüm, iki şekilde düşünülmelidir. Birisi kulun başka kullara haksızlık etmesi, diğeri ise kişinin bizzat kendisine zulmetmesi. İşte ibadet etmemek, sefahat ve isyan yolunu tutmak, kulun kendi nefsine zulmetmesi demek olduğundan, ibadetle alâkalı ayetler de adalet şıkkı içinde değerlendirilebilir.

Hangi sureye bu nazarla baksak, medar-ı bahs olan dört ana meselenin ya sarahaten veya işaretler suretinde işlendiğini görürüz.

Her sûrede bu dört maksadın mevcut olduğunun en bariz misali, Kur’ânın hülasası olarak kabul edilen Fatiha Suresidir.

“Evet, mükellefîn arasında bulunan ümmîler ancak bir sûreyi okuyabilirler” cümlesinde, bilhassa, bu sûrenin kastedilmiş olması ihtimali büyüktür. Zira Fatiha, namazın temel suresidir. Onu namaz kılan herkes bilir ve okur.

İşte bu surede söz konusu dört maksat açıkça görülmektedir.

“Bütün medh ve senâ ancak Allah içindir.”, “O, bütün âlemlerin Rabbidir”, mealindeki ayet-i kerîmeler tevhid dersi verirler.

Din günü, âhiretteki hesap günü olarak tefsir edilmiştir.

“Ancak sana ibâdet eder ve yalnız senden yardım dileriz” mealindeki ayetlerde tevhid ve ibadet birlikte zikredilir.

Sırat-ı müstakim; peygamberlerin, sıddıkların, şüheda ve salihlerin yolu olduğundan bu sûrede nübüvvet de yer almıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...