Block title
Block content

"İ'lem Eyyühe'l-Azîz! Misafir olan bir kimse seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. Uğradığı her yerin âdetleri ve şartları ayrı ayrı olur..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Misafir olan bir kimse seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. Uğradığı her yerin âdetleri ve şartları ayrı ayrı olur. Kezalik, Allah'ın yolunda sülûk eden zât çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da her birisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri, birbirine haltedip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder. Meselâ: Bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir. Eğer o terennüm ile atın kişnemesini farketmeyip andelibden kişnemeyi taleb ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur."

İnsan bir sefere çıktığında her gittiği beldenin şartlarına uymak durumundadır. Her iklimde aynı elbiseleri giymediği gibi, her şehirde de kendi alışageldiği yemekleri yemeyi bekleyemez.

Üstat hazretleri bu misâl ile, insanın manevi kemâlat yolculuğunda da uğradığı makamların her birinin farklı şartları olduğunu, her makamın gereğini aynen yerine getirmesi gerektiğini ders veriyor. Bu ders bir yönüyle, seyr ü sülukun temelidir.

Büyük mürşitler, müritlerinin manevi yolculuklarını takip ederler ve her bir makamda yapmaları gereken şeyleri kendilerine bildirirlerdi. Meselâ, İmam Rabbani hazretlerinin Mektûbat adlı eserinde bu manada çok mektup vardır.

Şu nokta çok önemli ve bir o kadar da tehlikelidir: Kilo vermek isteyen bir hasta bunu kendi aklına göre değil, bir diyetisyen doktorun gözetiminde yapmalıdır. Aksi halde, kendisine yeni bir takım hastalıkların gelmesine davetiye çıkarmış olur.

Bilindiği gibi, nefsin yedi mertebesi var. En aşağı mertebesi nefs-ı emmare, yâni kötülüğü emreden nefistir. Terakki devam ettikçe levvame, mutmaine mertebelerine geçiliyor ve bu manevi yükselme yolculuğu marziye makamına ermekle, yâni Allah’ın razı olduğu bir kul olma şerefine ulaşmakla kemâl buluyor.

Bu makamların her birinin şartları ayrıdır. Meselâ, mutmainne makamına gelmiş bir nefisten, dünyanın fâni zevk ve sefalarının beklenmesi, bülbülden kişneme talep etmeye benzer. O nefis, raziye ve marziye makamlarına erdiğinde artık  onu âhiretin cismani lezzetleri de tatmin etmez olur. O andelibin işi Rabbini zikir ve tesbihtir; Onun her türlü icraatlarını rıza ile karşılamaktır. Bir sayfa gibi, kendisinde kader kalemiyle yazılacak her şeyi hoş görmek, sevmek, memnun olmaktır.

Üstat hazretleri, bu eserin bir başka bölümünde  “hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir.” buyuruyor. İnsan, yeme, içme gibi hayvanlarla ortak ihtiyaçlarını  karşılamakla birlikte bu noktada kalmamalı terakkisini sürdürerek kalbin ve ruhun hayat mertebesine çıkmalıdır. Kalb ve ruh ne yemeyle tatmin olurlar, ne içmeyle. Onların ihtiyaçları tahkiki iman,  marifet, muhabbet, güzel ahlak gibi ulvî ve manevî gıdalardır.

İnsan, cisminin de hakkını vermeli, onu besleyip büyütmeli,  ama kalbini onunla meşgul etmemelidir. Aksi halde andelibden kişneme talep etmiş gibi olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'l-Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 841 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...