Block title
Block content

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu dünya hayatına muhabbetle müptelâ olan bazı insanlar, o hayatın vücuda gelmesinden maksad ve gaye, yalnız o hayata hizmet ve o hayatın bekası olup, başka bir faidesi olmadığı,.." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Şu dünya hayatına muhabbetle müptelâ olan bazı insanlar, o hayatın vücuda gelmesinden maksad ve gaye, yalnız o hayata hizmet ve o hayatın bekası olup, başka bir faidesi olmadığını, yani Fâtır-ı Hakîm'in zevilhayatta ve cevher-i insaniyette vedîa olarak koyduğu bütün cihâzât-ı acîbe ve techizât-ı harikanın, serîü’z-zeval olan şu hayatın hıfzı ile bekası için verildiğini zannediyorlar. Halbuki, kaziye öyle olduğu takdirde, kâinattaki gayr-ı mütenahi nizamların şehadetleriyle, sath-ı âlemde görünen hikmet, inayet, intizam, adem-i abesiyete olan delil ve bürhanların, mâkûse olarak abesiyete, israfa, intizamsızlığa, adem-i hikmete delil ve bürhan olmaları lâzım gelecektir."

Her şey bir gaye için yaratılmıştır. Hiçbir şeyin gayesi kendine hizmet olamaz.

Kalemin görevi yazmak, ampulün görevi ışık saçmak olduğu gibi, bu hayatın da bir işi olmalı. Hayatın devamı hayata gaye olamaz.

Bu hayat da başka bir hayata hizmet etmeli, bu fâni hayatla ebedî bir hayat kazanılmalı ki, gayesiz ve neticesiz olmasın.

Bir fabrikadaki bütün çarkların hikmetle yapılmalarının gayesi o fabrikanın mamulleridir. Yoksa, bütün o aletlerin hikmeti fabrikanın varlığının  devam etmesi olamaz.

Üstat hazretlerinin kâinat fabrikası için dile getirdiği şu hakikati aynen hayata da uygulayabiliriz:

“Başka bir âlemin mahsulatının tezgahı hükmünde çarkları dönüyor...”

Hayatı da bütün duygularıyla, hissiyatıyla, lâtifeleriyle bir manevî fabrika gibi düşünürsek, onun da bir başka âlem hesabına mahsul vermesi gerekir.

O mahsul, iman, marifet, ilim, muhabbet manevi nimetlerdir. Bunlar ruha mal oldukları için onunla birlikte devam ederler, ölümle son bulmazlar. Cennette de müminle beraber olur, onun feyzini, saadetini artırırlar.

Hayatın dünyadaki bir başka gayesi de şöyle ifade ediliyor:

“Şu dünyevî hayatın faideleri pek çoktur. O faidelerden, hayat sahibine -tasarruf ve hizmeti nisbetinde- bir hisse ayrıldıktan sonra bâki kalan gayeler, semereler Fâtır-ı Hakîm'e râcidir.”

İnsan yemek yerken, su içerken  hayatın devamına hizmet etmiş oluyor. İşte bu hizmetine karşılık, insan nefsi de bu dünyada birtakım  zevkler alıyor. Bunun ötesinde, geriye kalan bütün gayeler o hayatı hikmetle yaratan Allah’a racidir.

Hayat, Allahın en büyük eseri, kâinatın en büyük neticesidir.  Cenâb-ı Hak, o en büyük eserinde  kendi cemâlini ve kemâlini kendi bizzât müşahede ediyor.

Meselâ, değirmenin unu nasıl öğüttüğünü görüyoruz, midenin gıdaları nasıl hazmettiğini de az çok biliyoruz. Kulaktan giren sesin, yahut gözle seyredilen bir yazının aklımızda ilim olarak teşekkül etmesinde de birçok manevî fabrikalar çalışmakta ve bunları ancak Cenâb-ı Hakk’ın kendisi seyretmektedir.

Öte yandan, görme, işitme, rızık, şifa gibi hayata lazım olan şeylerin yaratılmasıyla da birçok İlâhî isim tecelli ediyor. Bu tecelliler de hayatın Allah’a bakan gayeleri arasındadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hubab | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 884 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...