"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Ücret alındığı zaman veya mükâfat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hattâ tenbel olan adam çalışkanı sever." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Ücret alındığı zaman veya mükâfat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hattâ tenbel olan adam çalışkanı sever. Zayıf olan kaviyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.

Dünya da umûr-u diniyeye ve a’mâl-i âhirete iş ve hizmet için kurulmuş bir fabrika olduğu cihetle ve o fabrika içerisinde işlenen ve yapılan ibâdetlerin semeresi öteki âlemde göründüğüne nazaran ibâdetlerde rekabet edilmemelidir. Olduğu takdirde ihlâsı kaybolur. Ve o rekabeti yapan, halkın takdir ve tahsinleri gibi dünyevî bir mükâfatı düşünür. Zavallı düşünmüyor ki, o düşünce ile amelini adem-i ihlâs ile ibtal eder. Çünkü, sevap îtâsında ve ücret aldığında, nâsı Rabb-i Nâs’a şerik yapar ve halkın nefretlerine hedef olur.

Bilindiği gibi, nefsin temel özelliği kötülüğü emretmesidir. Rekabet ve haset kötü oldukları için, nefis bunlardan yanadır. Öte yandan, tembellik kötü, çalışkanlık iyi olduğundan nefis tembelliği sever. Bununla birlikte nefsin en hoşlandığı bir şey de çalışmadığı halde beğenilmek, övülmek ve alkışlanmaktır. Nefis, iş ve hizmet vaktinde geri çekilir, başkalarının çalışmasını ister, ama tebrik, teşekkür faslında hemen öne atılır; o işte çok küçük bir hissesi varsa bunu en birinci safa yerleştirmeye çabalar.

Bu ters mantığın altında şeytanın vesvesesi yatar. Zira, o kişi tembelliği bırakıp çalışsa güzel bir amel işlemiş olacaktır, şeytan bunu istemez. Övülmesi ve alkışlanması halinde ise gaflete düşecek, kibir ve gurura sapacaktır, bunlar ise şeytanın en beğendiği hallerdendir.

Üstat hazretleri riyanın şirk-i hafi (gizli şirk) olduğunu beyan ediyor. Şeytanın en birinci maksadı kişiyi dinsiz yahut müşrik yapmaktır. Bunu başaramayınca onu gizli şirke düşürmeye çalışır. Hakk’ın Allah rızası yerine insanların beğenmesine talip olmak gizli bir şirktir.

Birinci paragrafta kıskançlık mutlak olarak ele alınmışken, bu ikinci paragrafta konunun “başkalarının ibadetlerini kıskanma” boyutuna dikkat çekilmiştir.

Üstat hazretleri bir başka risalesinde bu dünya hayatı için “başka bir âlemin mahsulatının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor.” ifadesini kullanır. Kâinattaki bütün âlemlerin ve insandaki bütün organların ve duyguların son derece hikmetli yaratılmaları gösteriyor ki, bu dünyada kısa bir hayat sürüp kaybolan insanlar, bir başka âleme gönderilmek üzere buraya getirilmişlerdir. O ebedi âlemde Rabbimiz her bir kuluna imanı, ibadeti, takvası nispetinde değer verecektir. O halde, biz başkalarını kıskanmayı bir tarafa bırakıp kendi manevi sermayemizi artırmaya çalışmak durumundayız. “İbadetin ruhu ihlas” olduğuna göre, ihlasa muhalif olan her iş gibi, rekabet ve kıskançlıktan da hassasiyetle kaçınmamamız aklın gereğidir. Zira, Allah bizim birbirimizi kıskanmamızdan değil, sevmemizden ve takdir etmemizden razı olmaktadır.

Ruhsuz binlerce heykel ruh sahibi bir tek insanın yerini tutamayacağı gibi, ihlassız ameller de ne kadar çok olursa olsun kabul edilmezler. Bu hususta, Üstat hazretlerinin “Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayana müreccahtır.” sözünü dâima göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz.

Üstat hazretleri İhlas risalesinde Birinci Düstur olarak “Amelinizde rızâ-yı İlâhî olmalı. ... ” buyuruyor. Zaten ihlas denilince de ilk önce bu düstur akla gelir. Ancak meseleyi sadece bu maddeye tahsis etmeyip ikinci maddede kardeşlerimizi tenkit etmememizi, dördüncü maddede ise kardeşlerimizin meziyetleriyle iftihar etmemizi önemle nazara veriyor. İhlasın bütün düsturlarını bir bütün olarak nazara aldığımızda rekabet ve kıskançlık hastalığına İnşallah yakalanmaz, amellerimizi ihlassızlıkla iptal etmeyiz.

İbadet eden kişi, “halkın takdir ve tahsinleri gibi dünyevî bir mükâfatı” düşündüğü takdirde ihlası kaybeder ve ameli iptal olur.

İnsanlardan takdir beklemek ve medet ummak “nâsı Rabb-i Nâs’a” yani, insanları onları terbiye eden Allah’a bir nevi şerik yapmak, Allah rızası yerine onların teveccüh ve alkışına talip olmaktır. Böyle bir insan müminler tarafından sevilmeyeceği gibi meleklerin de nefretine hedef olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...