"İ’lem eyyühe’l-aziz! Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemâl-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini, bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü o, seni terk etmeden evvel sen, onu terk edersen hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet makûse olursa kaziye de makûse olur."(1)

"Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terkedecek olan dünyanın sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terkedersen pek aziz ve yüksek olursun."

Dünyanın sefahati insanı bir gün terk edecektir. “Yarın” ifadesi, “ihtiyarlık mevsiminde hastalıkların insanı istila etmesi, sefih arkadaşlarının birer birer kabre göçmekle onu terk etmeleri, onun da sefahate girecek gücünün kalmamasıyla, bir bakıma, sefahatin onu terk edip başka gafilleri oyalamaya başlaması” şeklinde anlaşılabileceği gibi, bu gayr-i meşru zevk ve safaların insanı ancak kabre kadar oyalayabileceği şeklinde de anlaşılabilir.

Her iki mana da bizi Üstat Hazretlerinin, Eskişehir Hapishanesinin penceresinden dışarıya baktığında hayalinde canlanan ve kendisini ağlatan tabloya götürür.

"Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat’î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım."(2)

Burada geçen, “Sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar,” ifadesi, birinci manayı; “kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar” ifadesi de ikinci manayı ders verir.

"Çünkü o seni terketmeden evvel sen onu terkedersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet ma'kuse olursa, kaziye de ma'kuse olur."

"Terk etme”, Nur Külliyatında iki şekilde nazara verilir. Birincisi, dünyayı kesben değil kalben terk etme. Bu mana, dünyaya meşru dairede çalışma gereğini ifade eder. Dünyayı ahiretin tarlası ve esma-i İlâhîyenin aynası olarak sevmek ve ona bu manada çalışmak, insanın kalbini dünyanın sefih lezzetlerinden uzaklaştırır.

Zaten gayrimeşru zevkleri seven, insanın kalbi değil nefsidir, heva ve hevesidir.

Terk etmenin diğer manasını Üstad'ın şu ifadelerinde buluyoruz:

“Helâl dairesi geniştir. Keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”(3)

“Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahâtını isterseniz, meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir.”(4)

Sefih lezzetleri terk eden, meşru lezzetlere kavuşur. O zaman, o lezzetin hayrını almış, şerrinden kurtulmuş olur. Aksi halde, hayır kaybedilir, şerrin içine düşülür.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zerre.
(2) bk. Şualar, On Birinci Şua, Üçüncü Mesele.
(3) bk. Sözler, Altıncı Söz.
(4) bk. age., On Üçüncü Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Fakat vaziyet ma'kuse olursa, kaziye de ma'kuse olur ne demek.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Durum tersi olursa hüküm de ona göre tersi olur anlamına geliyor. Sen dünyayı terk etmeden dünya seni terk ederse şerri sana kalır hayrı uçar gider demektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
ALLAH RAZI OLSUN.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...