"İlim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır." İzahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın aklına hitab eden ilimler başkadır, akıl yoluyla kalbe ve ruha hitab eden ilimler başkadır. Aklî olan ilimler bir iki defa okumakla anlaşılır, hafızası yardım ettiği müddetçe bu ilim ona kafi gelir. Lakin kalb ve ruh daima değişken olduğundan, çevreden ve hadiselerden etkilendiğinden, şeytanın ve nefsin etkisine çabuk kapıldığından, bunlara hitab eden imani ve irşadi ilimlerin de her zaman tazelenmesi gerekir ki, hadiselere ve şeytana mağlup olunmasın. Bu gibi ilimler bir defa okunmakla ve bilinmekle yeter denilmez ve denilmemeli.

İnsan acıktığında ekmek yer, susadığında ise su içer; ekmek yemez su içmez ise, beden gıdasız ve susuz kalacağı için, önce zayıf düşer sonra hastalanıp ölür. Demek ekmek ve su insan bedeni için hayati bir öneme sahiptir. Bunun için tekrar tekrar bunların bedene alınması lazımdır. Birisi kalkıp istediği kadar "Ekmek ve suya ben muhtaç değilim. Ömrümde bir defa yesem yeter." dese de bu ekmek ve suyun önemine bir zarar vermez.

Ekmek ve su gibi şeyler insan bedeninin yaşaması için ne kadar lüzumlu ve gerekli şeyler ise, Risale-i Nur'un üzerinde ısrarla durduğu iman hakikatleri de insanın ruhu, kalbi ve manevi duyguları için bir o kadar lüzumlu ve gereklidirler. Beden için ekmek ve su ne ise, kalp ve ruh için de iman ilimleri aynısıdır.

İmana dair ilimler ekmek ve su gibidir, her vakit insan onu düşünmeye muhtaçtır, bir defa anladım artık yeter diyemez. Ama insanın ömründe bir iki defa okumakla ihtiyacı görülecek ilimler de vardır; bu ilimler bir defa bilinse ve bir iki defa üzerinde düşünülse yeterlidir.

Mesela, abdest nasıl alınır, namaz nasıl kılınır, gibi ilmihal bilgilerini insan hayatında bir veya iki kez öğrenir ve bununla ömür boyu gider; belki unutur ya da yanılırsa bir daha bakar. Bu tarz ilimlere bakarak iman ilimlerini aynı kefeye koymak ve ihmal etmek; kalp ve ruhun yaralanmasına sebebiyet verir.

İman sabit ve durağan bir yapıya sahip değildir bu sebeple iman hakikatleri ile günlük takviye edilmez ise eksilir, zayıflar hatta tamamen sönebilir. Nasıl bedenimizin canlı kalabilmesi günlük alacağımız besin, hava ve suya bağlı ise aynı şekilde kalbimizde ki imanın da güçlü ve zinde kalabilmesi günlük yapılacak ibadet ve iman hakikatlerine bağlıdır.

Bir iki gün aç ve susuz kalındığımızda bedenimiz nasıl hemen soluverip hastalanıyorsa manevi bedenimiz hükmünde olan imanımızda aynı şekilde iman hakikatlerine her an muhtaçtır.

Peygamber Efendimiz insanın her an iman hakikatlerine muhtaç olduğunu şu şekilde beyan ediyor:

“İmanınızı ‘Lâ ilâhe illallah’ sözü ile tecdit ediniz ve yenileyiniz.” . (Müsned , II/359; et-Terğib ve’t- Terhib, II/415)

“İmanınızı yenileyin."
"Yâ Rasûlallah, îman da eskir mi?"
"Evet! Elbisenin eskidiği gibi içinizdeki iman da yıpranır ve eskir. Kalbinizdeki imanı yenileyin."
"İman nasıl yenilenir ey Allah’ın Rasûlü?"
"Kelime-i Tevhîd (Lâ ilâhe illallah) ile."
(Müsned, II/359; et-Terğîb ve’t- Terhîb, II/415)

Nefis, heva, vehim ve şeytan az çok her insanda hükmetmekte; çok vakit insanın imanını rencide etmek için gafletinden istifade etmekte ve bu gafletiyle ona pek çok hile, şüphe ve vesvese vererek iman nurunu kaplamaktadır. Onun için, her gün, her saat, hatta her vakit, imanı cilalamaya ve parlatmaya ihtiyaç vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...