"İlim", "İlm-i Ezelî", "İlm-i Beyan" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, hiçbir şey bilmez bir şekilde dünyaya gelir. Fakat ruhunda muazzam bir bilgi kapasitesi vardır. Önce, etrafındaki eşyayı tek tek tanımaya çalışır. Zamanla cümleler kurar. Eğer sistemli bir çalışma yaparsa, pek çok ilimleri öğrenir. Fiziki âlemin sırlarını çözer. Hattâ metafizik âleme açılır. Allah’a muhatap olur. Aklen eremediğine kalben ulaşır.

İslâmiyet, ilme büyük önem verir, Kur’ân’ın ilk emrinin “oku” olması düşündürücüdür. Kur’ân’ın bildirdiği gibi, “Allah’tan ancak âlim kulları korkar.” (Fatır, 28.) “Bilenlerle bilmeyenler bir değildir.” (Zümer, 9)

İnsanda, âdeta sonsuza açılan bir bilgi kapasitesi vardır. Bu kabiliyetini mükemmel değerlendiren az insan vardır. Gündelik işlerin telâşı, pek çok kişiyi bilgi dünyasından uzaklaştırmıştır.

Cenab-ı Hak, Peygamberimize (asm.) ilim noktasından şu dersi verir: “De ki: Ya Rabbi, ilmimi arttır.” (Taha, 114)

Bu ders, Peygamberimizin şahsında bütün ümmete verilmiştir. Ümmet-i Muhammed Bilgi toplumu” olmak zorundadır. Hz. Musa (as) gibi büyük bir peygamber şöyle demiştir: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” (Bakara, 67)

Cehalet, bilginin zıddıdır. Bunlar, ışıkla karanlık gibidir. Birinin olmadığı yerde, muhakkak diğeri vardır. En büyük cehalet, kâinat kitabını okuyamamaktır. Kâinat Allah’ın mücessem bir kitabı, yer yüzü bu kitabın bir sayfası, insan ise o sayfadaki bir noktadır. Fakat öyle bir nokta ki, bütün kâinat o noktada özetlenmiştir. İşte, kâinat kitabını okumayan bir insan Allah’ı tanıyamaz. Kendisi bilgin de olsa, bu cihette cahildir.

Bilgi noktasında, insanla hayvan arasında muazzam bir mesafe vardır. Her hayvan, doğuştan kendisine verilen kabiliyet doğrultusunda hareket eder. Fakat hiçbiri, sistemli bir bilgiye ulaşamaz. “Merak ilmin hocasıdır” denir. Hayvanlarda bu merak son derece sınırlıdır. İlgileri, belli şeyleredir.

İnsan ise, muazzam bir bilgi kapasitesi ile dünyaya gönderilir. Duyularıyla şu görünen âleme açılır. Aklıyla bunları değerlendirir. Kalbiyle, gayb âlemine yönelir. Hayali göklerde cevelan eder. Hemen her şeyi merak eder, her şeye ilgi duyar. İlgisi nispetinde de bilgi sahibi olur.

İLM-İ EZELÎ

Allah’ın zatı gibi sıfatları da ezelîdir. Allah, ezelî ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi birlikte bilir. Birini önce, diğerini sonra bilmesi söz konusu değildir.

Bizim zâtımız da sıfatlarımız da sonradan yaratılmıştır. Elbette biz O’nun ne zâtını, ne de sıfatlarını lâyıkıyla bilemeyiz, ezeliyetini ve zamandan münezzeh oluşunu hakkıyla kavrayamayız. Çünkü, biz zamanın ne olduğunu bile henüz anlamış değiliz.

Biz zamanla kayıtlıyız. Dünümüz var, yarınımız var. Bunlar, ömür denilen hayat süresinin safhalarıdır. Lâkin bu safhalar hep nispîdirler, yâni birbirine göre bu isimleri alırlar. Bu günümüze, yirmi-otuz saat kadar önce, yarın deniliyordu. Sabaha çıktığımızda ondan söz ederken, dün diyeceğiz. Geçmiş ve gelecek zaman da dün ve yarından farklı değildir.

İnsan, zamanla kayıtlı olduğu için, olayları ancak vuku bulduktan sonra bilebilir ve öğrenebilir. Bu sınırlı ilmiyle, zamandan münezzeh olmayı ve ezelî ilmi kavraması elbette mümkün olmaz.

İLM-İ BEYAN

Edebiyatın hakikat, teşbih, istiare, mecaz, kinaye gibi kısımlarını açıklayan ilimdir:

Bir terzi, elbiseyi farklı modellerde dikebildiği gibi, bir konuşmacı da aynı mânâyı çeşitli şekillerde anlatabilir. Mesela, “Aysel’in uykusu var” denilebileceği gibi, aynı mâna “Aysel’in gözünden uyku akıyor” şeklinde bir mecazla; veya, “Aysel, dün gece beşik sallamış” şeklinde bir kinayeyle de anlatılabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...