Block title
Block content

İLLET-İ TAMME

 
Kader Risalesi’nde şöyle buyrulur:
“Bir şey vâcib olmazsa, vücuda gelmez.” Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise; ma’lulü, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz.” (Sözler)

Bir şeyin meydana gelişi dört illete bağlıdır.

a-) İllet-i failiyye: O şeyi meydana getiren, yapan kişi,

b-) İllet-i ğaiyye: O şeyin meydana getiriliş gayesi.

c-) İllet-i maddiye: O şeyin meydana getirilişinde kullanılan araç ve gereç.

d-) İllet-i suriyye: O şeyin meydana getirilmesinden önce, tasarlanan projesi.

Örnek: Bir bina düşünelim, bu binayı yapan bir mühendis veya usta vardır. Ona illet-i failiyye denir. Mühendis binayı yapmadan önce, binanın şeklini zihninde canlandırmıştır. Bu zihinde planlanan şekle illet-i suriyye denir. Binanın yapılışının bir gayesi vardır. Bu gayeye illet-i gaiyye denir. Binanın yapılabilmesi için, kum, çakıl, çimento, demir gibi malzemeye ihtiyaç vardır. Bunlara da illet-i maddiye denir.

Bir şey hakkında illet-i tamme tahakkuk ettiğinde o şey (ma’lul) mutlaka meydana gelir. Bir başka ifadeyle, o şeyin meydana gelmesi vacip olur. Meselâ, görme fiilinin gerçekleşmesi için göz olmalı, görür hâlde bulunmalı, ayrıca ışık da olmalıdır. Ama bunlar yeterli değildir. Yani bunlarla illet-i tamme vücut bulmaz. Bir de kişinin görmeyi irade etmesi ve bu maksatla gözünü açması gerekmektedir. Eğer bu şart da tahakkuk ederse görme olayı kesin olarak gerçekleşir.

Demek ki, her şeyi Allah yaratmakla birlikte, ihtiyarî (kulun tercihine bırakılan) bir fiilin yaratılmasında kulun o fiile meyli de gereklidir; ancak o takdirde illet-i tamme söz konusu olur; O meyil, o irade olmasa fiil yaratılmaz.

Izdırarî fiillerde durum böyle değildir. Allah bir şeyi yaratmak istediğinde onun olmasını irade eder, Kur’ân’ın ifadesiyle “ona ‘ol!’ der; o da oluverir.” Zira oluş için gerekli şartlar tamamdır, illet-i tamme vücut bulmuştur.

Cebriyeciler aynı şeyi ihtiyarî fiiller için de düşünürler. “Bu fiilleri irade eden de yaratan da Allah’tır” derler. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “O vakit ihtiyar kalmaz.” Mutezile ise “Kul fiilinin hâlıkıdır.” demekle, Cebriyenin zıddı bir yolda gitmiş olsalar bile bu noktada onlar da kulun ihtiyarını ortadan kaldırmış oluyorlar. Zira, insan iradesi iyiliği ve kötülüğü seçme yetkisine sahip iken güya Cenab-ı Hakk’ı tenzih fikriyle kulu fiilinin yaratıcısı ilan etmekle onun seçme hürriyetini bir bakıma ortadan kaldırmış oluyorlar.

Mademki insan ruhuna cüz’î irade verilmiş ve ona iyiyi de kötüyü de tercih edebilme hürriyeti tanınmıştır, o hâlde, bu dünya imtihanının bir gereği olarak, kul iradesini serbestçe kullanabilmelidir. Nitekim, kul, hayrı irade ettiğinde Allah hayrı yaratır, şerri irade ettiğinde de şerri yaratır.

İnsan iradesine böyle bir tercih hakkının tanındığı konularda, kul bu tercihini kullanmadığı müddetçe, diğer bütün şartlar mevcut olsa bile illet-i tamme vücut bulmaz ve o şey yaratılmaz.

Paylaş
Yükleniyor...