Block title
Block content

"İman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîmin hazır, nâzır olduğunu düşünüp, Ondan başkasının teveccühünü aramayarak, huzurunda başkalarına,.." İzah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, ihlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir iki sebebi olarak;

1) Ölümü sürekli düşünmek anlamına gelen, rabıtayı mevti;
2) Tahkiki imanı gösteriyor.

Tahkiki iman konusu Külliyat'ın bir çok yerinde hususan Yirmi İkinci Söz'de detaylı bir şekilde izah ediliyor. Mana-yı harfiyle (sanatkarı adına) kâinata baktığımızda, her bir varlık çok cihetlerle Allah'tan bahsediyor. Selimiye Camiine bakan nasıl ki Mimar Sinan'ı hatırlıyor ve onu düşünüyor. Mahlukata tahkiki bir nazarla bakan her mümin de doğrudan doğruya Allah'ın varlığına birline intikal eder. Sonsuz ilmini, iradesini, kudretini her masnuatında müşahede eder.

Allah'ı her yerde hazır nazır görür. Her an ve her yerde Allah'ın hazır olduğundu idrak eden elbetteki her durumda ona sığınır ve ondan medet ister. O varken ve yanındayken başkasına bakmak ve meded istemek bir padişahın huzurundayken hizmetçisinden yardım istemek gibi saygısızlık olur. İlmen bunu anlamak kolay gibi görünse de, hayatın bir parçası haline getirip yaşamak elbetteki kolay değildir. Rabbim nasip etsin. Yirminci Mektubun Birinci Makam'ındaki her bir kelime bunun izahı olabilir. Mesela Üçüncü Kelime'de şöyle der:

"Bazan olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz; fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, 'Bize de müracaat et.' derler. Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir."

"Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahale edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama 'Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin.' denilmez."

"İşte, şu kelime ruh-u beşer için şöyle bir müjde verir ki: İmanı elde eden ruh-u beşer, mânisiz, müdahalesiz, hâilsiz, mümanaatsız, her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde o ezel ve ebed ve hazâin-i rahmet mâliki ve defâin-i saadet sahibi olan Cemîl-i Zülcelâl, Kadîr-i Zülkemâlin huzuruna girip hâcâtını arz edebilir. Ve rahmetini bulup kudretine istinad ederek kemâl-i ferah ve süruru kazanabilir."(1)

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...